Monday, April 16, 2018

Kısa Hayatların ve Doğmadan Ölmenin Gayesi

Kısa Hayatların ve Doğmadan Ölmenin Gayesi: Evrende Tecelli Eden Bereket ve Hikmetin Bağdaşımı

"Varlıkların gayeleri ve akıbetleri bu dünya hayatı ile ve insanın bakış açısı ile sınırlı değildir. Bilakis, her bir şeyin varoluşunun sayısız amaçları vardır, ve onların varoluşlarından sayısız sonlar seyelan eder."

Dr Yamina Bouguenaya'nın ve Receiving Nur ekibinin sitesinde yayınlanan makalenin İngilizce aslını şu linkte bulabilirsiniz:

Purpose of Short Lives and Unhatched Eggs? Reconciling Abundance and Wisdom Manifest in the Universe

Haftalık çalışmalarımızda makaleyi İngilizce orijinalinden Türkçe'ye çeviriyoruz, bir yandan da makalede o hafta okuduğumuz paragraflar hakkında yine Türkçe olarak sohbet ediyoruz.

NOT: 16Nisan2018 itibariyle çalışmalarımız devam etmektedir. Çalışmalarımıza canlı katılabilmek için Pazartesi günleri Türkiye saati ile 20:00'de ha-mim.org/live linkine herkes girebilirir. Saat ve gün değişiklikleri ile ilgili duyuruları whatsapp "Hayrunnisa" grubumuzdan yapiyoruz. Önümüzdeki haftalarda Receiving Nur ekibinin Tekathur Suresi çalışmasını Türkçe'ye çevirerek üzerinde sohbet etmeye devam etmek niyetindeyiz inşaallah.

Çevirmenler: Asmâ’ Sarah Mermer, Betül Dursun, Gülüşan Elikesik, Gönül Yardımcı

Kısa Hayatların ve Doğmadan Ölmenin Gayesi: Evrende Tecelli Eden Bereket ve Hikmetin Bağdaşımı

Varlıkların gayeleri ve akıbetleri bu dünya hayatı ile ve insanın bakış açısı ile sınırlı değildir. Bilakis, her bir şeyin varoluşunun sayısız amaçları vardır, ve onların varoluşlarından sayısız sonlar seyelan eder. Bu sayısız amaçları aşağı yukarı üç kategoride özetleyebiliriz.

Varlığın ilk ve en yüce amacı Yaratıcıya bakar. Her bir varlık Ezelî Şahidin seyrine kendini sunmak için varlıkta kalır. Yani, her bir mevcut kendisini sanatkârane ve harikulade şekilde yapmış Yaratıcısına kendini sunar. Adeta bir saltanat alayındaymış gibi varlığın seyr-ü seyelanında görünen her bir şey Bâki Hâkim’in seyrine kendini sunar. Kısacık bir saniyede yaşamak, Yaratıcının o bakışına erişmeye yeterlidir. Örneğin, ortadan çabucak kaybolan narin varlıklar bu yüce amaca ulaşırlar. Hakikatte, var olmanın ve Yaratıcıyı tesbih etmek niyetinin potansiyeli dahi bu amaç için yeterlidir. Mesela, hiç bir zaman yaşamla serpilememiş, her biri birer sanat eseri çok çekirdekler de bu amaca erişirler. Çok kısa bir süre var olan yahut yalnızca çekirdek veya yumurta olarak var olmuş bu yaratıkların hiç biri boşuna yahut amaçsız yaratılmamışlardır... Vurgulamak gerekirse, tüm şeylerin birincil amacı, varoluşları ve/veya hayatları aracılığıyla, Yapıcılarının sanatının izlerini ve kudretinin mucizelerini ilan edip açığa vurmak; Yüce Hükümrânın bakışına sergilemektir. Bu yüce amaca, onların ne kadar süreyle ve yaşamın hangi evresinde var olduklarından bağımsız olarak erişilir.

Varlığın ikincil amacı ve bütün varlıkların (ahiretteki) ahirleri bilinç sahibi* yaratılmışlara bakar. Her bir şey, meleklerin ve cinlerin, insanların ve hayvanların bakışına sunulmuş, onlar tarafından okunmayı arzulayan, hakikati sergileyen birer mesaj, sanatkârane birer şiir veya Yüce Yapıcının hikmetli birer kelimesi gibidir. Her bir mevcut böylece onu seyreden her bir bilinçli varlığın tefekkür ve terbiyesi için birer nesne olur.

*Ç.N. farklı bilinç seviyelerindeki insan, hayvan gibi varlıklar, zîşuur

Varlığın üçüncül amacı ve ahirleri eşyanın* kendisine bakar; zevk ve neşenin tecrübesi, yaşamdaki kısmî devamlılık ve rahatlık gibi cüz’î önemdeki sonuçlardan oluşur. (Şimdi bu amacın, varlığın diğer amaçlarıyla kıyaslandığında ne kadar küçük olduğunu gör.)

*Ç.N. yani şeyler, her bir şey, bütün varlıklar…

Gayelerin bu çeşitliliği ışığında artık bir yanda ilahî hikmet ve tasarruf, diğer yanda ilahî kerem ve cömertlik arasındaki uyuşmanın nasıl yakalandığını açıklayabiliriz. Yani evrende hem akıl almaz bir hikmetin işaretlerini (ayetlerini) ve sonuçlara giden en kısa yolları, hem de akıl almaz bir çeşitlilik, bolluk ve bereketi görüyoruz. İlk bakışta evrende şahit olduğumuz sınırsız hikmet ve sınırsız kerem birbiri ile çelişkili görünür. Gerçekte bir çelişki yoktur, zira eşyanın varlığının sayısız amaçları vardır. Eşyanın bireysel amaçlarında çokluk, cömertlik ve kerem hakimdir. Ve Allah’ın el-Cevad [sınırsız cömertlik sahibi] ismi tecelli eder. Gerçekten de bireysel amaçların bakış açısından meyveler ve tahıllar sayısızdır; sınırsız cömertliği sergilerler. Ancak evrensel amaçlarda hikmet hakimdir ve Allah’ın el-Hakim [sınırsız hikmet sahibi] ismi tecelli eder. Böylece yaratılışta hem hikmet, hem de Yapıcının ihtişamı tecelli eder.

[1] Said Nursi’nin Sözler kitabının, Onuncu Söz, ‘‘Altıncı Hakikât’’inden uyarlanarak alıntılanmıştır.

Wednesday, December 20, 2017

"Erkek egemenligin tarihi" ve "dertli olmak / sorumluluklarimiz"

Az once erkek egemenlik nereden cikti diye bir arkadasimla konusuyordum. Bu arada asagida da gorulebilecegi gibi universite sonrasinda antropolojiyle tanistigimdan beri avci toplayicilarla takintim var :)

Bir cok -izm gibi feminizm de hakli sorunlara parmak basarken haksiz artniyetler besliyor diye dusunuyorum, kadini erkekten daha ucuz isci yapmak ve isci sayisini ikiye katlayarak erkeklerin de maaslarini dusurmek artniyeti var gibi geliyor, endustri devrimi sonrasinda. Yoksa feminist elestirilerde adalet arayisi elbette hakli.

Kazakistan'da kadina aile ici siddet orani %90. Misir'da kadina taciz orani %90. ABD'de tecavuze ugrayan ortaokul, lise ogrencisi kiz cocuklari orani %20, taciz orani %80, erkek cocuklarinda %10, vs... bu rakamlar dudak ucuklatici. Peki insanlik olarak bu hale nasil geldik?

<<~200bin yillik homo sapiens tarihinde avci toplayici kabilelerde gordugum kadariyla yasli/genc, kadin/erkek vs esdegerlik ve bariscillik (dusuk suc orani gibi) soz konusu (esitlik demiyroum, esdegerlik diyorum, cunku herkesin sorumluluk ve aktiviteleri net ve ayrik bir sekilde tanimlanmis).

Anladigim kadariyla tarihte 10bin yil once tarimin ilk defa cikmaya basladigi donemlerde bitkilerle birlikte hayvanlarin da evcillestirilmesiyle gocebe hayvancilik dunyada var olan birkac lokal tarim medeniyeti haric (oncelikle Misir ve Mezopotamya, sonraki bin yillarda ise Hint, Cin, Kore, Japon, Aztek, Maya, Roma, vs.) insanligin kalan cogunlugu icin giderek en yaygin mod haline geliyor (neolitik tarim cevreyi, topragi, cesitliligi oldurdugu icin avcilik giderek surdurulebilirlik acisindan zorlasiyor).

Gocebe hayvancilikta erkegin rolu avciliktan cobanliga donusuyor. Avcilikta hem vahsi durtulerini guvenli bir sekilde ifade edebilen, hem de gunde ortalama birkac saat avciliga yettigi icin kabilenin diger (su tasima, odun kirma, ates yakma -o zaman zippo yok tabi-, gibi) agir islerine yetisebilen erkek, coban olunca vahsetini kadina ve cocuga, yahut kendisinden zayif erkege zulme donusturuyor ve coban tum gunu koyunlarla yatarak gecirdiginden kabilenin tum agir isleri kadina kaliyor. Ayrica et proteinin yerini sut ve urunleri alinca, onceden protein kaynagi olarak hayvani pisiren erkekken, ve kadin sadece karbonhidrat kaynagi sebze/meyve/ot dograma/pisirme yaparken, simdi protein kaynagi yogurdu, peyniri, yagi yapan da yine kadin oluyor. Dahasi tum bunlar da yetmeyince tarim toplumlarina hali, comlek vs uretmek zorunda kalan da yine kadin oluyor, erkegin bunlari satip karsiliginda tarim urunlerini satin alabilmesi icin.

Kadinlar boylece kabilenin koleleri durumuna dusunce ilk defa gocebe hayvanci kabilelerinde kadina ve cocuga siddet gozlemleniyor. Aksam cadirda dayak yemek, aile ici siddet, evlilik hayatinin bir normu haline geliyor.

Tarim toplumunda kadin/erkek esitsizligine bir de sosyal sinif farki ekleniyor. Endustriyel kurede de aile ici siddet ve sosyal sinif farkinin yani sira, somurge milletler kavrami da ortaya cikiyor. 1. sinif denilen ulkeler 2. ve 3. sinif ulkeleri topyekun (para denilen degeri belirsiz kavramin manipulasyonu ve savas teknolojileri vs sayesinde) somuruyorlar.

Yani son 10bin yilda dunya capinda ivmeyle artan zulum grafiginin yalnizca bir parcasi aslinda erkek egemenlik yahut kadina siddet ve baski.

Avcilik yapamayan erkegin vahsi yonunun "terbiye"ye ihtiyaci var, bunu da ya gunumuz medeniyeti erkegi efeminelestirerek metroseksuel gentilmen erkek modeli seklinde terbiye ediyor, ya da vahiy gelenegi nefis tezkiyesi altinda erkegi (kadini da tabii ki) terbiye ediyor.

Kurban bayraminda kurban kesilmesinin cok mana ve hikmetlerinden yalnizca biri olarak da erkegin kan akitma ihtiyaci olabilecegini dusunuyorum, gerci artik internetten siparisle kurban veriyoruz bir cogumuz, bahsettigim milletler arasi esitsizlikten dolayi.

Saglikli kadin-erkek iliskileri icin, cocuk egitimi icin, yasam tarzi icin, diyet, egzersiz ve medikal pratikler icin, toplumun sosyoekonomik duzeni icin, vs avci toplayici medeniyetlerinden, insanlik olarak ortak atalarimizdan ders almali ve cikardigimiz dersleri icinde bulundugumuz endustri sonrasi bilgisayar cagina adapte etmeliyiz diye dusunuyorum.

Tarim toplumlarinin medeniyetleri ve tarim toplumlari icinde de ozellikle bilinmeyen ve bildigim tek bariscil devrimi gerceklestirmis olan Muhammed asm ve arkasindan gelen 4 emirin medeniyeti de (islam medeniyeti demiyorum cunku 30 yil kadar suren bu surecten sonra Emevilerle beraber yaygin tarim medeniyeti yeniden hortluyor, uzerine "yesil" bir boya ile, Muhammad asm'in getirdigi devrimsel unsurlarin cogu devamlilik gosteremiyor, bunu da sonradan musluman olan toplumlarin kafa yapisinin hala tarim sistemi icinde calismasina bagliyorum), avci toplayici medeniyetler gibi calisilmali ve hepsinin ideal unsurlari gunumuz global zulum ve somuru medeniyetine mezcedilmeli.

Gunumuz teknolojisinin avantajindan, ancak bu sekilde bu medeniyetin dezavantajlarindan arindirarak faydalanabiliriz.>>

Peki tum bunlari dert edinmeli miyiz? Oyleyse neden?

<<"Insanlar bir vucudun azasi gibidirler" manasina gelen bir hadis var sanirim. Aslinda kendimi evrenin ya da insanligin butununden, butuncullugunden ayiramam. Her birimiz ayni havayi soluyoruz, aslinda iciceyiz, her ne kadar egomuzun bir "ben"lik algisi olsa da, "ben" maddeten dahi nerede baslayip nerede bittigimi kesin cizgilerle ifade edemem. Yedigim maydanoz bogazimdan gecerken maydanoz mudur ben midir? Kucagimdaki kediyle ayni havayi soludugumuzda kedi, ben, hava nerede baslar, nerede biter? (Bu nokta I Heart Huckabees filminde de aciklayici bir sekilde islenmis ;) )

Kendimi iyilestirmeye ve dunyayi iyilestirmeye cabalamak icin bana fitratimda konulmus adalet ve baris saiki aslinda ayni ve bir. Benim icin dogru olan insanlik icin, evren icin dogru olandir ve vice versa. Gunluk hayatimdaki en basit gorunen tercihlerimi dahi degerlendirebilmek icin insanligin hatta varligin butununu goz onunde bulundurmak zorundayim. Kendime sikca su soruyu sormaya calisiyorum: eger dunyadaki herkes bunu yapsaydi bu, dunya icin daha mi iyi olurdu daha mi kotu? Bunu ideallerimi belirlemedeki kistasim yapmaya cabaliyorum.

Eger "ben"i, "ailem"i, "milletim"i, hatta "gunumuz"u vs bu holistik evrenden (zaman ve gayb boyutlari da dahil olmak uzere) kopararak dusunursek saglikli, realiteyle bagdasan sonuclara ulasilabilecegini sanmiyorum. Ustelik "ego"ist bir noktadan yaklastigimizda kalbimizin, ruhumuzun, vicdanimizin insani temel degerleri haykirislarina kulak tikayip, nefsimizin, ruhumuzu tatmin etmeyen, aksine bogan heva ve heveslerine kole olmamizin riski yuksek.

Sorumluluklarimizi da bize verilen yetenekler, bilgi, vs ve bana verilen arzular ekseninde dusunmeye calisiyorum. Eger bize merhamet, sevgi, adalet, hikmet, baris, vs ve bunlarin evrende hakim olmasi sevdirildiyse, insaniyetimizle celismemek icin tum yetilerimizi imkanimizca bu amac dogrultusunda kullanmaya niyet etmeli ve caba gostermeliyiz (yani dua hali) diye dusunuyorum.

Ustelik "eger dunyadaki herkes bunu yapsaydi bu, dunya icin daha mi iyi olurdu daha mi kotu?" dusturunca, herkes ya da en azindan insanlarin cogunlugu, kendi imkanlari nispetince tum insanligi dert edinerek baris ve adaleti tesis icin bir niyet ve caba (dua*) icine girse bambaska bir dunya bizi bekleyebilir. Yeter ki Iblis (Seytan'in umitsiz anlamina gelen lakabi) gibi umudumuzu kaybetmeyelim, evrendeki tum guzelliklerin Mutlak sahibi ve kaynaginin, biz insanlar istersek, avci toplayici zamaninda oldugu gibi, hatta daha da guzel bir dunya Yaratacagina da inanalim, emin olalim. Bu anlamda egitim gormus, farkindalik sahibi insanlar olarak, cehalete terkedilmis cogunluga isik tutma sorumlulugu bizlere daha cok dusuyor.


*: Dua etmekten anladigim, esmaul husnayi sahibinden istemek, tasiyici meleklerini cagirmaktir. Evimin guzel olmasini istedigimde, bunun icin gosterdigim niyet ve cabalar (yani dua) guzelligi, cemali, Jameel'den (guzelligin Mutlak sahip ve kaynagindan) istemek, Jameel ismini tasiyan melekleri evime cagirmaktir. >>

...seklinde nacizane goruslerim var. Siz ne dersiniz merak ederim. Yorumlarinizi paylasmaniz, yanlis bildigim noktalar varsa duzeltmeniz umidiyle :)

Thursday, December 7, 2017

Her okunusu ayri bir inzal...

Demin ayni ayeti 3 farkli kisiden dinliyordum da sunu farkettim... "Taghanni" tecvidin ilk kurallarindan biri, yani Kur'an okunurken kitap okunur gibi bir tonlama ile degil de muzikli okunmasi. Lakin Allah'in hikmetine bak ki, notalar verilmemis yalnizca uzunluklari verilmis onda da esneklik, alternatifler, farkli kiraatler vs var. Mesela bakiyorsun hristiyan ilahilerini topluca okuyabiliyorlar, cunku hepsinin notalari var ve o yuzden church choirs -kilise korolari- var. Lakin camide topluca in unison okunabilen ancak bazi zikirler, salavat vs var. Bu nedenle her Kur'an okundugunda her kisi birbirinden farkli ve her kisi de kendisi her okudugunda farkli bir muzik ile okuyor Kur'an'i (kayittan dinlemek haric). Her okunusu ayri unique kendine ozel. Her okunusu ayri bir inzal... Tekrari yok cunku canli ve Qur'an yasiyor ve bu sekilde okunan baska bir kitap daha ben duymadim... Ve gariptir ki bunu ilk defa dusundum, insan icinde oldugu seyi goremiyor ya, ancak baskalarinin gozunden bakinca farketmeye basliyor, bu da gezip gormenin hikmetlerinden biri olsa gerek :)

ayetleri dinledigim site: http://www.islamicity.org/quransearch/

My understanding of Islamic scholar Nursi's ontological and theodicean views in laymen terms: a quick summary

We can perceive the material aspect of the flower as in we see its petals, colors and designs, we can smell it, measure its size, and gaze at its cells under a microscope, etc. On the other hand, we can also feel the flower's beauty and humanity as a whole agrees that we humans feel the flowers are beautiful. Other animals may be indifferent or they may beg to differ. While a bee or a hummingbird might find a flower attractive, a dung beetle may rather feel the dung is beautiful. Both the material and the angelic aspects of the flower can be consciously perceived and felt by humans and at such depth and variety, by humans alone. As I walk in a botanic garden in Seattle, I see people from all around the world, gazing, holding, pointing at flowers, smiling and telling each other how pretty and gorgeous they are in their own respective languages. 

Existence is comprised of two aspects like the two sides of a coin, the matter that can be likened to the hardware of a computer and the spiritual/angelic aspect which can be likened to the software of a computer. The matter is the aspect that we perceive with our five senses or our material tools like a microscope, etc. The spiritual/angelic aspect is the aspect that we feel, and this feeling is generally speaking universal among humans regardless of time, space and culture and in its widest range felt only by humans and not other creatures (at least as far as we can know or we can materially perceive). 

We feel the flower's beauty, however can find no source within the flower or ourselves, or for that matter anywhere else in the universe that we and the flower are connected to, that could possibly be the cause of the flower appearing beautiful to us. Yet we feel it, therefore it exists. It exists, therefore its existence has to have been chosen over its nonexistence and choice infers a conscious will. We are the only creatures in the universe that we know of that have conscious will, yet we never have the ability to choose the existence over the nonexistence or the nonexistence over the existence of any material thing at all. Certainly, we humans have not created as much as a single flower. There must be a Conscious Will (one but not many because of the holistic interconnected wholeness of this magnificent, amazingly complex and flawless universe) that is not a part of this universe--a collection of existence whose existences are probable and contingent--and whose existence must be essential unlike the universe, that has chosen the existences of the flower, its colors, its beauty and me, my perception, my feeling and my conscious awareness of all this, over their nonexistence. One whose existence is essential and who is beyond the universe must be Absolute. Thus the beauty belongs not to the flower but to the Creator of the flower, not to the sunset, but the Creator of the sunset, not to the artist but the Creator of the artist and her art. "The Beautiful One" "al-Jameel" is a Divine Attribute denoting that the Creator is the Absolute Source and Owner of Beauty. 

The attribute of "the Beautiful One" manifests at various degrees at various instances of the universe (uniquely in every point along the time and space dimensions): poetry is more beautiful than gibberish, love is more beautiful than hate, flowers are more beautiful than dung, some people are more beautiful than others, etc... The attribute of "the Healer" manifests at various degrees at various instances too: my nose may be sick enough not to be able to smell but healthy enough to breath and have intact skin, etc. Each thing in the universe can be described as a vector in an infinite dimensional system where each dimension represents a unique Divine Attribute. 

The material aspect can be likened to drops of water where the sun shines or mirrors where the images reflect at various degrees of clarity, in that the material is the embodiment of the manifestation of the Beautiful Divine Attributes of Perfection at different degrees of each attribute, while the spiritual/angelic aspect is the vessel of the Divine Attributes that we can feel. Our souls are our conscious awareness aspects and becomes aware that our hearts feel the beauty, the angelic aspect of the flower. Our souls are also capable of using our free will, given sufficient intention and struggle against our egos who automatically take over our free will when we're in a state of reduced conscious awareness, a state of heedlessness or when we intend and struggle against our conscience. 

lahul asmaa ul husna to the Divine does all the beautiful attributes belong

In fact, it is this capacity of appreciation of both aspects of the universe as well as the innate desire to gaze at and seek infinitely higher degrees of the manifestation of all the Beautiful Divine Attributes, that has driven humans to observe and study the universe in their own ways both scientifically and according to other principles or none, to understand and discover its intricacies, to build, invent, create arts, artifacts, edifices, buildings, technologies, as well as work hard in a dedicated manner to polish and demonstrate each of their unique talents.

"Existence is pure good and nonexistence is pure evil." 

Since existence is the manifestation of all the Beautiful Attributes at various degrees, the more the attributes manifest the more we love and desire them. The more justice, life, health, beauty, wisdom, knowledge, etc there is the more our soul desires it. And we yearn for these manifestations at their utmost degrees to last eternally, to be nonephemeral. Yet everything in our lifetime, including our various selves (as a baby, child, teenager, adult, etc), is transient. The flowing drops of water where we like to see the sunshine keep flowing leaving their place to yet another drop of water, another reflection of the sun urging us to look up to the Sun. Similarly to the metaphor, the transience of all that we love in this lifetime urges us to look at the One True Source of all the qualities we love, the Divine Conscious Will, the Creator. On the other hand, we can only be aware of our perception and feeling of the Divine Attributes because they reflect at various degrees. It's because different shades of light and darkness exist that we realize that we can perceive and feel the existence of light. It's because sickness exist that we realize there is health. We can appreciate orderliness and cleanliness because disorder and dirtiness exists. 

What is perceived as evil in this world is due to its transience, such as the death of a loved one, or the destruction of a loved object, or the loss of health and youth, etc and due to the variety of degrees in the reflection of the Beautiful Divine Attributes we yearn for in their eternal and absolute form, such as our outfit not being as pretty as someone else's (lesser reflection of the Beautiful) or injustice (lesser reflection of justice and mercy), etc. In both cases it is the lack of the existence of the clear manifestation of the Divine Attributes, not their presence that we perceive as evil. In both cases we are urged to recognize the attributes and find their Divine and Absolute Eternal Source which is what our souls truly desires and is in love with. We will hear the whispering of our soul if we do not avoid it, if we consciously shut off the voices of our egos and begin listening beyond. 

"The Creator wouldn't give the wanting if It didn't want to give." 

Our common desires as humans point to our innate programming, we are given those desires, we do not create our own desires towards the Eternal Absolute Beautiful Qualities. When we observe the beauty, compassion and generosity of the Creator in the universe, we can be certain that since It has given us this desire for eternal absolute beauty, It wants to fulfill our desire. We just have to listen to our soul instead of our egos who wants to whip us towards the nonexistence of the attributes, the ugly, the dirty, the ignorant, the evil, the unjust, the selfish, the merciless, etc and we have to prepare ourselves for the perception of the Divine qualities in their absolute form by practicing to "read" the attributes manifested all around us in the universe, including our very selves from every one of our aspects, body, mind, emotions, conscious awareness, talents, free will, etc, and also including all the events that we experience, observe or learn about. 

Just as a person who has no musical knowledge or talent may not be able to differentiate between a famous violinist and an average one or between the sound of a 100 dollars violin vs that of a million dollars violin but a person who has struggled hard with intent, dedication and tenacity will be able to differentiate the most minute differences, we too in order to appreciate and be the collocutor of the high manifestation of the Eternal Beautiful Qualities have to make use of our lifetime with the intent of this preparation. 
 
See
Qur'an, Chapter al-Baqara, the Cow, verse search 2:30-2:37

Friday, September 1, 2017

Eid Mubarak

Hajji ve hajjin ozu kurban bayramini anlamak için sanirim Ibrahim asm Khalilullah'in kissalarini anlamak gerekiyor. Neden onun hayatini her sene tekrar tekrar, muslumanlarin her biri olarak bu bayramda ve en azindan omrumuzde bir kere hajda, yeniden yasatmamiz emrolunmus?

Ibrahim asm'in oyle ozlem duydugu collere surgun olmus biricik evladini, en sevdigini, hele ki evlatlarini tanrilarina kurban veren Babil milletini sorgulamis, onlarla yuzlesmis, onlari uyarmis, onlarin ilahlarini elleriyle parcalamisken ve onlarin ilahlik taslayan krallari Nimrod'a isyan etmis, ona secde etmemis ve dahi onun atesine kilini kipirdatmadan buyuk bir teslimiyet ve imanla girmisken ve imaninin derecesi atesin yakmamasi mucizesinde ve Nimrod'un bir kucuk sinekten olmesi mucizesinde mucessemlesmisken, ve o, bu musrik milletten Biricik Rabbine hicret etmisken, simdi o da kendisinin uyardigi o bilim ve teknolojide ileri, lakin iman ve hakikatta cahil Babillerin adetleri gibi Ilah'i icin evladini kurban mi edecekti? Ya bu emre itaati insanlarin insanlari kurban etmesi gelenegini muvahhidler arasinda yasatsaydi? Hem o Rabbin dostu olacak denli merhametli kalbi ile eli masum bir insana, hele ki canindan kanindan evladina nasil giderdi de onu keserdi!? Bu ne buyuk bir bela bir imtihan idi. Ismail asm gibi olume, ustelik babasinin elinden, bir peygamberin elinden dusunmeden sabir ve teslimiyetle yurumek bile Ibrahim asm'in imtihani kadar zor degildi belki. Ama o Seytanlari tasladi, hajda her yil muslumanlarin tasladigi gibi ve muhsinlerden olarak emre itaat etti. Acaba bu beladaki rahmeti mi gordu? Yine orada iki peygamberin teslimiyet icinde imanlarinin kiyamet gunune degin tum inananlara ornekliginin mucessem olmasi miydi onlara bir mucize olarak gonderilen hayvan? Her yil kurban bayraminda bir kurban kesmemiz emredildiginde, Ibrahim asm'in ayak izlerini takip ettigimizde, sanki onun hayatinin en zor anini canli bir tiyatro gibi sahneledigimizde, neyi hatirlamamizi zikretmemizi istiyor Rabbimiz? Neyi anlayip tekrar tekrar anmaya ihtiyacimiz var? En sevdiklerimiz neler? Kalbimize Allah'in sevgisinden baska kimlerin nelerin sevgisi dolmus ve biz onlari kurban edebiliyor muyuz? Bizim ellerimizle yaptigimiz ilahlarimiz neler? Kibrimizi yutabiliyor muyuz? Hikmetini henuz anlamasak da, mucize gerceklesmeden evvel derde teslim olabiliyor muyuz? Merhametin ihsanin kistasini biz mi belirliyoruz, Rabbimiz mi? Belaya karsi sabredenlerden olabiliyor muyuz? Teslim olabiliyor muyuz? Nedir sabir ve teslimiyet? Yasadiklarimizla baris icinde olmak, yaratilisla dertle belayla kavga etmemek, duaya cevirmek belki de teslimiyet. Seytanlarimiz neler ve onlari tasliyor muyuz? Dertteki dermani hastaliktaki sifayi beladaki rahmeti gorebiliyor muyuz? Bu sorularin bazilarinin cevabini almak icin dun basladigimiz makalenin devamini calisip muzakere etmeyi merakla bekliyorum.

Hajar'in Safa ila Marwa arasinda kosup durmasi bize sanirim sa'y'in anlamini, emegin, cabanin onemini, sa'ysiz kazanilan faizin neden batinlari dolduran kaynar ates oldugunu, oyle ki ona vesile olmanin dahi haram olmasini, emegimizin karsiligi olarak kazandiklarimizin esasen bizim yapip ettiklerimizden degil Rabbimizin sonsuz comert merhametinin eseri mucizelerinden oldugunu vurguluyor. Cocuk Ismail asm colde, evlerinden yurtlarindan cikarilmis, caresiz kosmaktan bitkin dusmus annesi Hajar'in kollari arasinda susuzluktan olmek uzereyken, zemzem suyu mucizesine sahit olmalari ne demekti?

Ibrahim asm'in Ka'bah'yi insasi ne anlama geliyordu? Orasi neden Allah'in evi ve tevhidin sembolu oldu? Ka'bah'yi tawaf ne anlama gelir?

Hajda milyonlarca musluman her yil Ibrahim asm'in hayatindan bu dramatik anlari yasattiginda, Safa ila Marwa arasinda kostuklarinda, zemzem suyunu icip Ka'bah'yi tawaf ettiklerinde, hacilar Ibrahim asm gibi "Labbayk Allahumma labbayk" nidalari ile Mekke goklerini cinlattiklarinda, her namazda Ibrahim asm'a salawat okudugumuzda onun tevhid, teslimiyet, sabir, sa'y, bedenen ibadet, ihsan gibi derslerinden neleri tefekkur edip zikretmemiz/hatirlamamiz gerekiyor?

Su an sesli dusundukce cevaptan cok sorum oldugunu farkedip Kur'an'i daha cok calismaya, ondan alinacak cok temel hayat derslerine ihtiyacimi anliyorum. Allah bu bayrami ve sonrakileri bu sorularin cevaplarini arastirmaya ve Allah'in lutfu ve hidayetiyle yalniz aklen degil kalben ruhen anladigimiz, idrak edecegimiz Kur'an hakikatlarini tekrar tekrar zikretmeye vesile kilsin.

Eid mubarak.

Thursday, August 31, 2017

Allah’ın Rahmet Bıçağına Teslim Olmak

Allah’ın Rahmet Bıçağına Teslim Olmak: Peygamber İbrahim asm ile Kurban Bayramına Hoş geldin Demek

"Allah’ın uğruna sevdiğini kurban etme emri mi??? Nasıl olur? İbrahim Peygamber’den başkası çocuğunu kurban etmeye yeltense bu çılgınca bir davranış olmaz miydi? İslam’da insan kurban etmenin aslında yasaklanmış olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu kıssanın verdiği dersin bu olmadığı apaçık. Esasen, bu kışkırtıcı Kur’an kıssası kendi hayat yolculuklarımız için iç görülerle doludur. "

Dr Yamina Bouguenaya'nın ve Receiving Nur ekibinin sitesinde yayınlanan makalenin İngilizce aslını şu linkte bulabilirsiniz:

Surrendering to God’s Knife of Mercy: Welcoming Eid with Prophet Abraham (as)

Haftalık çalışmalarımızda makaleyi İngilizce orijinalinden Türkçe'ye çeviriyoruz, bir yandan da makalede o hafta okuduğumuz paragraflar hakkında yine Türkçe olarak sohbet ediyoruz.

NOT: 16Nisan2018 itibariyle çalışmalarımız devam etmektedir. Çalışmalarımıza canlı katılabilmek için Pazartesi günleri Türkiye saati ile 20:00'de ha-mim.org/live linkine herkes girebilirir. Saat ve gün değişiklikleri ile ilgili duyuruları whatsapp "Hayrunnisa" grubumuzdan yapiyoruz. Önümüzdeki haftalarda Receiving Nur ekibinin Tekathur Suresi çalışmasını Türkçe'ye çevirerek üzerinde sohbet etmeye devam etmek niyetindeyiz inşaallah.

Çevirmenler: Sarah Asmâ' Mermer ve Betül Dursun, Gülüşan Elikesik, Gönül Yardımcı

Allah’ın Rahmet Bıçağına Teslim Olmak: Peygamber İbrahim asm ile Kurban Bayramına Hoş geldin Demek

Kur’an’da anlatılan İbrahim Peygamber’in kurban etme teşebbüsünün hikâyesi, özellikle bu hac mevsiminde ve Kurban Bayramında üzerinde tefekkür etmeye değer.

İbrahim Peygamber’in oğlunu kurban etmeye teşebbüsünün hikâyesi 37. Surede, İbrahim asm’ın kavminin putlara tapmalarına nasıl meydan okuduğunun kısaca hikaye edilmesinden hemen sonra nakledilmiştir. [i] Kavmi ona öfkeyle cevap verdi ve onu cayır cayır yanan bir ateşin içine atmaya karar verdi. (Kur’an, Saffat Suresi 37:83-98) Metin, onun ateşten kurtarılmasına, Allah için hicret/göç etmesine referans verir ve hemen arkasından kurban hikayesine geçer.

<<(İbrâhîm A.S): "Siz yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi. “Ve (oysa ki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.” "Onun için yüksek binalar (mancınık) inşa edin. Sonra da onu alevlerle yanan ateşin içine atın!" dediler. Sonra ona tuzak hazırlamak istediler. Bunun üzerine onları esfelîn (en çok sefil olanlar) kıldık. "Ve muhakkak ki ben, Rabbime ulaşan olacağım. O, beni hidayete erdirecek." dedi.

Rabbim, bana salihlerden (evlâtlar) bağışla. Böylece onu, halim bir oğulla müjdeledik. Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. Böylece ikisi de (Allah’a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı. Ve ona "Ey İbrâhîm!" diye nida ettik (seslendik). Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki bu, kesin olarak apaçık bir imtihandır. Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğluna karşı bedel olarak) verdik. Sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık. İbrâhîm (A.S)’a selâm olsun. Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki o, Bizim mü’min (Allah’a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır.>> (Kur’an, Saffat Suresi 37:95-111)

Kur’an’daki kıssanın, İncil/Tevrat’taki nakilden farklı olarak, önemli bir yönü, İbrahim (asm) ve oğlu arasında gecen konuşma ve oğlunun çok açık bir şekilde kurban edilmeye onay vermiş olmasıdır. Dahası, İbrahim (asm) oğluna yalnızca niyetini aşikâr kılmakla yetinmez aynı zamanda ilhamının kaynağını da açık eder. Bir başka deyişle, “Allah benim seni kurban etmemi istiyor” diyerek geçiştirmez, onu kurban ettiğini bir rüyada gördüğünü anlatır. Böylece, İbrahim oğluna “ne düşünüyorsun” diye sorduğunda yalnızca “Allah’ın seni kurban etmem emrine uyayım mı” diye sormuyor, ayni zamanda “sence bu Allah’ın emri midir?” diye de soruyor.

Kur’an’daki bu kıssanın her bir ayeti üzerine tefekkür edilmeye değer ve her bir ayet birer anlam okyanusu. Makalenin devamında, bu anlam okyanusundan yalnızca bir kaç damla paylaşacağız.

Bir Teslimiyet Mesajı


Kur’an’ın temel mesajı dünyanın Yaratıcıyı aşikâr kılan bir kitap olduğunu gözler önüne sermesidir; ki bu Yaratıcı her bir anda evrenin bütününü devamlı düzenleyip onun varlığını korumaktadır. Evren Allah’ın ayetleri (işaretleri) ile doludur, her bir şey O’nun varlığına işaret eder ve O’nu tesbih eder (yüceltir). Kur’an aynı zamanda varlığımızın anlamını bize anlatır: hayatımız da bu Harika Sanatkar’ın bir ayetidir (işaretidir). Tefekkür, ruhsal gelişim ve dönüşüm süreciyle Yaratıcımızı tanıyıp sevmemiz ve O’nun güzelliğini hayatlarımızda bilinçli bir şekilde temsil etmemiz amaçlanmıştır.

Bu önemli amaçlar doğrultusunda Rabbimiz her birimize kendi kontekstlerimiz içinde konuşur. Bu kurban kıssası ile Yaratıcımız önce bizi şaşırtır. Öncelikle afallıyoruz: Allah’ın uğruna sevdiğini kurban etme emri mi??? Nasıl olur? İbrahim Peygamber’den başkası çocuğunu kurban etmeye yeltense bu çılgınca bir davranış olmaz mıydı? İslam’da insan kurban etmenin aslında yasaklanmış olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, kıssanın verdiği dersin bu olmadığı apaçık. Esasen, bu kışkırtıcı Kur’an kıssası kendi hayat yolculuklarımız için iç görülerle doludur.

Meşhur bir Müslüman’in, Mevlana Rumi’nin temsili bir hikayesi vardır. Bu temsil, bu bilge Kur’an kıssasının bazı anlamlarını açığa çıkarmamıza yardımcı olabilir. Bu temsili hikayenin baş kahramanı, ocakta kaynayan nohuttur. Nohut tencerede zıplamaya başlar ve dışarı çıkarılmak için feryat eder. Kendisini oraya koyan ev hanımına şikâyet eder, onun bunu neden yaptığını sorgular. Eğer pazardan alacak kadar kendisine kıymet veriyorduysa, neden şimdi ateşe atmaktadır? Cevap olarak, hanım nohutu tencereye kaşıkla geri iter ve “Güzelce kayna ve ateşi yapandan zıplayarak kaçma. Seni senden nefret ettiğim için kaynatmıyorum, aksine, lezzetli ve güzel kokulu olman için kaynatıyorum.” der. Tencerede kaynayan nohut ile evin hanımı arasındaki sohbet böylece devam eder ve hanım nohutu, pişme sürecini bir bela olarak değil, merhametli bir fırsat olarak görmesi için yüreklendirir. Bu durum hor görülmenin değil sevilmenin bir sonucudur.

Rabbimizin bize karşı olması yahut arzularımızı görmezden gelmesi imkânsızdır. Bizi annelerimizin rahminde şekillendiren Rabbimizdir. Bediuzzaman Said Nursi’nin izah ettiği üzere, rüzgârdan bitkilere, güneş ışınlarından hayvanlara, evrenin bütününü bizim yardımımıza koşturan Allah’tır. Rüzgarlar eser, güneş ve dünya döner, bulutlar oluşur ve yağmur yağar, hatta arılar ve bakteriler dahi çalışır ki, bir eriği ya da buğday tanesini yiyip lezzet alıp faydalanabilelim. Tüm bunlar bilinçsiz, cahil, kudretsiz varlıklardır, kendi kendilerine çalışıyor olmaları ve ihtiyaçlarımızı karşılıyor olmaları mümkün değildir. Aksine, ihtiyaçlarımız için o Tek Olan tarafından vazifelendiriliyorlar. Senin yiyebilmen için evrenden bir meyveyi damıtan, lezzetinden memnun olabilmen için sana dilindeki kompleks tad alıcıları veren ve bu meyveyi sindirebilmen için tüm sindirim sistemini veren… hiç mümkün müdür ki böyle Bir’i seni önemsemesin? Böyle bir Rabbin sırf senin canını yakmak için sana belalar göndermesi mümkün müdür? Hayır, asla mümkün değildir.

O halde ev hanımı ve nohut arasında geçen konuşma, Rahmetli Yaratıcımız ile aramızdaki ilişkinin bir teşbihidir. Başımıza gelen her şeyin anlamlı olduğunun ve Merhametli Rabbimiz tarafından bize gönderildiğinin farkına varalım. Elbette, ham nefsimiz bir çok olayı öncelikle acı verici olarak algılar ve kendini bu olayların kurbanı olarak hisseder. Sanki dünya bize karşıymış gibi, Yapıcımız bize karşıymış gibi, şikayet eder, mızmızlanır durur. Halbuki gerçekte, yaşadıklarımız büyüyüp olgunlaşmamız için bize kasten verilmiştir ve daha iyiye olan dönüşümümüz için zorunludur. Deneyimlerimizi acı kılan, büyüyüp olgunlaşmaya olan direncimiz ve kendimizin ve Rabbimizin kim olduğunu unutmamızdır. Buna karşın, Kur’an’da bahsi geçen peygamberler dönüşüme açıklıkları ve yaşadıklarındaki mesajları kavramalarıyla bize çok güzel örnek olurlar. En zor olayların karşısında dahi Allah’ın merhametini algılama hikmetini sergilerler:

Hikmetli insan bir misafirhane gibidir, aklına getirilen düşüncelerin hepsini, sevinçli de üzüntülü de olsalar, kabul eder. İbrahim gibi habersizce melekleri ağırlayabileceğini bilerek, hepsini aynı şekilde hoş karşılar. Matem de sevinç de kalsın kalpte, zira matem de sevinç gibi bizim faydamız için bize gönderilmiştir. Yusuf ve Yakub gibi kederi sabırla taşı ve onu bir nimet olarak gör; Süleyman’la beraber “Ey Rabbim! Beni; bana (...) verdiğin nimetlere şükretmeye (...) sevk et [Kur’an. 27:19]” de. [ii]

Bir başka deyişle, peygamberler, selam üzerlerine olsun, bizi hayat yolculuğunda kimin taşıdığının bilinciyle yaşama örneğini teşkil ediyorlar. Başlarına gelenleri hoş karşıladıklarında, körü körüne sabrediyor değiller. Onların sabrının, kerhen beklemekle ilgisi yok. Aksine, onların bekleyişi, güven ve merak duyan birinin bekleyişi gibi. Zorluklar karşısında, hakkaniyetli bir cesaret ile soruyorlar, “ey mutlak hikmet ve rahmet sahibi Rabbim, benim için ne gizliyorsun?” Unutmayalım ki, ancak kendi varlığı dahil kendisini çepeçevre kuşatan tüm nimetler üzerinde tefekkür etmeye zaman ayıran biri Rahmetli Yaratıcısını keşfedip böylece zorluklar karşısında sebatkâr olabilir. Peygamber İbrahim asm, ancak çevresindeki Allah’ın ayetlerini/işaretlerini okuma yolculuğundan sonra, olgunlaşması için gerekli olan böyle zorlayıcı bir sınavı veriyordu.

O halde, İbrahim asm’in oğlunu kurban etme teşebbüsü, bizi her şeyin arkasında hikmet ve rahmet olduğu farkındalığına davet eder. Rumi’nin nohut teşbihinde ev hanımı diyor ki: “Ey nohut! Ben Halil’im (İbrahim), sen benim oğlumsun, başını bıçağın önüne eğ, zira rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm.”[1] İsmail (yahut İshak) gibi, “musibet” bıçağının önünde endişe yahut korkuya mahal yok, zira o bela, Allah’tan yollanmış, musibet kılığına girmiş bir nimet. Böyle musibetlerle katledilen bizim esenliğimiz değil, bizi Allah’tan mahrum etmekte olan nefis/kibir ve gaflet perdeleridir. Ancak gaflet perdeleri yırtıldığında gerçekliğimizden lezzet alabiliriz: Kadir ve Cemil (her şeye gücü yeten ve güzel) Rabbimizin şerefli misafirleriyiz.

İbrahim asm ve oğlunun görünürde çok acı verici bu İlahi emre teslimiyet kıssaları bize Allah’ın, sevgisine ve gücüne şartsız kayıtsız güvenilebilen olduğunun açık hatırlatıcısıdır. Bu kıssanın gündelik hayatımıza tercümesi, en beklenmedik ve rahatsızlık verici olayların dahi sevgi dolu yüce Biri tarafından yetkilendirildiğini görmeye istekli olmaktır.

Bu kıssa Allah’ın hiçbir zaman bize karşı olmadığını keşfetmeye davet ediyor. Varlığımızın kaynağı olan ve bize mutlu olma arzusunu Veren nasıl olur da bize karşı olur? İbrahim ve İsmail’in rüyaya mukabelelerinde fark etmiş oldukları bu olsa gerek. Biliyorlardı ki, eğer bu Allah’tan gelen bir emir ise, o zaman iyidir, güzeldir. Peki bu noktaya nasıl geldiler? Bu bayram mevsiminde inşaallah bu sorunun cevabini keşfetmeye niyet edelim.

Bu kurban mevsiminde, kendimizi kurban olarak hissettiğimiz, elimizde olmayan zalim olaylar altında ezildiğimizi hissettiğimiz durumları ele almaya da vakit ayıralım. Olan biteni yanlış anlıyor olabilir miyiz? Yaratıcımız sevdiklerimize karşı olmaktan ziyade sevdiklerimize olan bakış açımızı değiştirmek istiyor olabilir mi? İbrahim ve İsmail’in, selam üzerlerine olsun, her ikisinin de kurbandan sağ salim, zarar görmeden çıkmış olmaları da kayda değer. Aynı zamanda, artık aynı kişiler de değillerdi. Her ikisi de Rablerine dair çok daha derin bir bilinçli farkındalık ile dönüşmüşlerdi.

Bu bayramda hepimize dönüşmek nasip olsun, ve küre-i arzda edilen kurbanların bu mevsimde daha derin bir bilinçli farkındalık ve Allah’a teslimiyet ile edilmesi nasip olsun.

Hajj Suresinde geçtiği üzere:

<Onlar ki; Allah zikredildiği zaman kalbleri titrer. Başlarına gelenlere sabr eder, namaz kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. (Kur’an. 22:34-35)>>

Kullanılan Kaynaklar:
Kur’an çevirileri
Bediuzzaman Said Nursi, Risale-i Nur
Mevlana Celaleddin Er-Rumi, Mesnevi

[1] Mesnevi, III:4174

[i] Bu denemede, genel kanıya bağlı kalarak İbrahim’in kurbana götürülen oğlunu İsmail olarak kabul edeceğim. Aslında, Kur’an hangi oğlunun kurbana götürüldüğünü belirtmez ve tefsir geleneğinde İsmail mi İshak mı olduğu tartışılmıştır. Ancak hangi oğlu olursa olsun hikayenin ana mesajı değişmez, zira, her iki kardeş de, İsmail de İshak da, Kur’an’da övülmüş ve herhangi biri Allah’la diğerinden daha ayrıcalıklı bir bağa sahip olarak sunulmamıştır. Belki de Kur’an’ın kurban edilen oğulun kimliği hakkındaki sessizliğinin amacı, toplulukların arasındaki bir yarış içinde hikayenin ana mesajının kaybolmasını önlemektir.

[ii] E. H. Whinfield’in kısaltılmış çevirisinden makale yazarının uyarlamasını çevirdik V: 3676-3.

Friday, October 28, 2016

How I briefly define religion, islam, faith, angels, after-life, etc

This wasn't a very detailed and thoughtful well devised composition, just a fast jotting down of whatever came to mind first,  pretty much as though I was asked the question in real time and was answering in speech, since I was asked to give in short notice some quick answers (which turned a bit long but in perspective of the depth of the matters addressed, really short).

How do you (or followers of your religion) define belief/faith? Could you provide a quick interpretation of your views of things supernatural (spirits, ghosts, the after life, etc.)?


The answers to all these questions are in fact intertwined so you may also find the answers to each question addressing the other questions from one aspect, since I strive to have a complete and all-inclusive perspective whose different aspects do not contradict each other. First, I'll try swiftly addressing the first two questions together:

First of all what I understand of "islam" (without a capital "I") is that it is not an institutionalized religion and it's not something that just Prophet Muhammad taught. I like to focus on revelation rather than religion, but the Qur'anic word for religion is "deen" which I understand to mean: the path we follow in revealing the potentials of our pure baby/child nature with the consciousness of tawheed (the unity of creation and unity of Creator) and living with and according to this consciousness. There are stages in the development of a seed into a tree. When a human makes choices in life with his/her free will to grow the tree in its own seed of the pure baby/child nature, then those choices and whatever is created according to those choices made, are the "deen" of that human.

I understand the word "islam" to denote: surrendering (tasleem) to the will of the Creator by being in peace (salaam) with self, all creation and its Creator. islam tasleem salaam and muslim share the same triliteral root: s-l-m, where muslim is one who surrenders in peace.

By these definitions, as the Qur'an itself proclaims, revelation is a continuous renewal of the same core message from Prophet Adam to Noah, Abraham, Moses, Jesus and Mohammad, peace be upon them all. And the Qur'an specifically mentions Prophet Abraham to be a "muslim", while he clearly lived well before Prophet Muhammad, being his distant ancestor. This characterization of Abraham as "muslim" is not in the sense of an empty cultural or ethnic identification one blindly assumes, but it refers to the essence of what islam and deen mean.

Furthermore, according to 13th century Sufi master and poet Yunus Emre (where Sufism denotes the esoteric wisdom of all revelations and the path to attain this wisdom), all creation which is described in the Qur'an as praising the One All-Beautiful, All-Merciful, All-Wise Absolute Creator who brings a whole new universe into existence from nonexistence every single moment, thus proclaim the core message of unity that all prophets and revelations have taught and they obey the laws of creation devised by the Creator (known as the laws of nature) and as such all creation is "muslim", has surrendered to the Creator and is in peace with the rest of the creation. Each 3-d universe at each moment reveals the potentials of previous 3-d universes at previous moments (a tree reveals the potentials of a seed and  a chicken reveals the potentials of an egg and planet Earth reveals the potentials of what it once was, a cloud of gas and debris and so on) according to God's will and assigned purpose, and so they follow the "deen" of "islam".

Why does the Qur'an and Yunus Emre define creation as proclaiming the unity of God? The material world consists of a web of causal relationships. However, coexisting with the material world we observe the nonmaterial. There are the petals and the pistil and the stamen of the flower which constitute the material aspect of the flower, but there is also the beauty of the rose which is its nonmaterial aspect. Angels are defined as the nonmaterial/spiritual aspect of all matter (not winged babies). If matter is the hardware of a computer, angels can be likened to its software. The material aspect of rain is that it is the falling water molecule which consists of 2 hydrogen and 1 oxygen atoms. Its angelic aspect is the provision we observe that comes as a result of living beings absorbing it. We observe that rain brings water to the "feet" (roots) of the plants who cannot go searching for a body of water. Its angelic aspect is that of mercy and wisdom and life. Whereas we observe this we cannot find a source in the material water that will define it to be conscious or merciful or wise or alive or a provider. By their very impotence and ignorance, and by their obedience to the laws of creation, the rain or water display the qualities of a Source that is not part of the material web of being, not a part of the entire universe. Even as conscious beings, we humans know from ourselves that we cannot choose our existence over our nonexistence. We cannot decide "I will disappear for a moment then come back to existence". We cannot even decide to be born as humans or how many fingers we have at the moment or the color of our eyes. Thus every single thing that exists points to a Source who must not only be choosing its existence over its nonexistence (and this choice infers an Intelligent Conscious Willpower as well as Love-because the desire to make something exist denotes the love towards it and the value given to it), but also displays Its Divine Qualities in the mirrors of existence. Taking into account a holistic, intertwined universe, one who can make an atom exist should be the One who can make the entire universe connected to that atom exist. Whoever is the Source of the beauty of the rose, must also be the Source of the beauty of the sunset and the beauty of the Milky Way galaxy and the beauty of people or the art they make. This Source must not be limited in time and space like everything else in the universe, Its existence must be necessary (not contingent), not dependent on the choice of another, it must be Absolute (limitless and unbound by space or time). Its Divine Qualities too must be Absolute, the various reflections of Its Beauty point to an Absolute Limitless Beauty.

Thus belief/faith which is "imaan" in the quranic language or jargon if you will, which comes from the root of "amniyah" "security, certainty" is confirming the message of revelation, through reason, observation and the use of all human intellect, emotions and other qualities, with certainty, without contradicting oneself, one's humanity. The Qur'an repeatedly calls humans to reflect, reason, and observe. It addresses the human conscious awareness. Imaan, faith with certainty, offers a worldview consistent with all human aspects, as well as with all we can observe of the existence, of the universe. It isn't a blind repetition I can only uphold while in a mosque. Wherever we may be, in a labcoat, in a doctor's coat, in an artist's apron, a parent, an observer of the sunset, it is to be able to consistently carry the same worldview without being at odds with our humanity as a whole and with what we are doing. It is to see the unity of God wherever we look and whatever we experience. It is a way of learning to read the messages that the creation and all our experiences of it convey to us.

How did you choose this religion? What has helped you maintain your faith? Has anything ever happened that made you question your beliefs? Is there a scenario in which you could imagine yourself stepping away from your religion?


I was born to muslim-identifying parents who taught me that every child is born pure, and their pure nature is that of islam, and that when I became a teenager, an adolescent, I will have to begin choosing what I believe in or what I would like to follow in my life choices. So my identity as a person who has decided that her struggle should be to be in peace with creation and to submit to my Creator, my Guardian, my Protector, my Provider, is not one that I have simply inherited as a cultural or ethnic identity but one that I continue to question, explore and confirm in different ways.

My questioning began at the age of 3 when I was caught debating with my friend whether chocolate and building constructions were created by God or whether humans could "create" them and when I walked in the middle of the living room where my parents and their friends were conversing and I claimed that I could walk without God's direct creation of me walking. I suppose I was most convinced I couldn't walk just because I wanted to, when I had a spinal injury which prevented me from walking for a few months. There stood my feet and toes and legs and I wanted to move them and I was unable to. My will, choice to walk was necessary but insufficient for the creation of a walking me. Through high-tech surgeries and physical therapy and acupuncture, etc, I had to "pray" with my actions, to the Absolute Source of Health, through appealing to the laws of Its creation, for the healthier functioning of my nerves and thus for the creation of a walking me.

It is only through ongoing questioning and challenging that "imaan" (faith with certainty) can be strengthened. Confirmation without blind obedience requires critical and analytical thinking and seeking answers that will satisfy our humanity as a whole, the mind, the heart (emotions), the soul/spirit (which is our conscious awareness, our aspect that does the "metathinking", our perception and awareness of our thoughts, feelings and actions). Only when the answers are found can we confirm the message of revelation with increasing degrees of certainty, and this is a lifelong process.

The Qur'an itself invites us over and over to question both its message and its authenticity as the Word of the Creator. It identifies itself as the "manual", if you will, of the universe. The books of revelation are translators to the human language of the messages of the great book of the universe, which includes the human too. Revelation unfolds the meaning that accompanies all matter and its purpose, as well as the meaning of being human and its purpose. This means that in order to confirm the authenticity of the revelation, I must explore and question and find out that the action of the Creator (the universe which includes myself) is compatible with the word of the Creator (the revelations). In the "manual" metaphor, this would mean to explore a device and study the manual and confirming that the manual is indeed written by the inventor, builder of the device, that the manual and the device are compatible. Everything that I have learned in natural and social science books or in math or art books, even as they describe the existence in a secular way, brings to me further evidence of the truth of the revelation by describing the mindblowingly amazing and intricate design of the Universe and the human.

Personally what I struggled the most as a teenager was not really about whether the existence requires One that will choose its existence (due to the kinds of logic I have already very briefly tried to summarize), but about whether this was a Benevolent and Just Creator. I was very much overwhelmed by the potential of evil and of selfishness of the human ego and I was angry that this world is not Paradise, I wasn't at peace with the creation and its Creator. Here Paradise denotes the unveiled manifestation of all Divine Qualities at their utmost degrees and not in relative degrees as they exist in this world, i.e. in this world health coexists with sickness and light with darkness and beauty with ugliness and purity with dirtiness. I thought if the Creator is Merciful why would It deprive me of Its Qualities I have been made to love so much (we are designed to love health, beauty, cleanliness, orderliness, etc)? It was an awesome struggle I suffered from greatly for years until I started being guided in discovering the answers.

In my 20s I began to realize that I first needed a shift in attitude, that I needed to grow a grateful attitude through conscious awareness, without taking all the bounties I was blessed with for granted. I needed first to acknowledge them: that every moment I am given a new breath and my heart pumps and I am given sight with my eyes who see the beauty of nature and my gazing of the stars or the sunset or a squirrel and I am given pleasure from contemplating them, and that these are all blessings which beg nothing else but acknowledgment and gratefulness. Thus the more I began to see my existence in this way, the more I began to see and be consciously aware of the Divine Qualities of God reflected everywhere and it led me to being increasingly more grateful. I realized I had a choice to make between focusing on what I didn't like and complaining, versus focusing on all the other blessings I am given at every moment and being grateful for them and being positive. And I began to realize the choice stood right there, with my point of view. No matter where I was or in which situation I was, I could choose to sulk and complain or I could choose to be grateful and pray (where I define prayer as being proactive through creativity and spontaneity by appealing to and struggling to reflect the Beautiful Qualities).

Then I began to understand that it was in fact through the graded reflections of the Absolute Qualities I was made to love so much (and that I was made to dislike as the reflection is more and more obscure, as in deteriorating health or beauty etc and love more as the reflection was clearer, brighter, as in improving health etc) that I was able to recognize and discern those qualities in order to find their Absolute Source. I wasn't the one who decided to dislike being dirty, I was given this dislike and it was given to me with a purpose, with the purpose of discerning the existence of cleanliness, and the message of choosing to act in ways to seek cleanliness and to recognize and choose to reflect the Absolute Source of cleanliness who continuously cleans the universe and my bodily systems (think kidney, lungs, intestines, liver in humans or the atmosphere which cleans out the debris of space in a beautiful show of "shooting stars" and at the same time protects life on earth, reflecting the Divine Qualities of the Purifier, Cleaner, Beautiful, Protector). I could now be grateful not just for light but also for the darkness that teaches me of the existence of light, not just for health, but also for illness which teaches me and makes me aware of the health, for it weren't for illnesses we wouldn't even have the concept of "health", if it weren't for darkness, we wouldn't realize there is light, and I couldn't connect in a grateful, loving, intimate relationship with the One who not only gives me health but also teaches me that It is the Healer through the observation and experience of various degrees of health. 

"If It didn't want to give, It wouldn't give the wanting" says Nursi, a 20th century Quranic commentator heavily influenced by Sufism. As I mentioned earlier, imaan, faith with certainty, is to not contradict oneself, our humanity as a whole (mind, heart and spirit and eventually even the ego). Our desires, as they do not originate from us, are given to us. When we desire and love perfection in all beautiful qualities, our desire indicates a Divine desire to fulfill our desire, as Nursi puts it. The human yearning for eternal bliss and dislike of transience is a sign of the impending union of the human with the Perfect Beautiful Qualities. It is a sign that all the beauty we have loved and passed away from our lives, like the baby version of our children, or a happy moment we had with a friend or a loving moment shared with a partner or a moment of gratefulness upon enjoying a decadent chocolate, have not disappeared in to an abyss of nothingness, but our union with the Beautiful Qualities reflected in them in the special way they reflected in this world is simply impending in a universe where our experience of time is that of fleeting mere moments. Rumi, a 13th century Sufi master, calls his death, the "shab 'aruz", the wedding night, the night of the union with the Beloved God and all Its beautiful beloved reflections. Just as thepurpose of the 9 months life of a fetus in the womb is to prepare for her average 70 years of life in this world, the purpose of our average 70 years of life in this world is to prepare for our eternal after-life by the means of getting to know, love and reflect our Creator, the reflection of whose Divine Names and Attributes of Perfection in various degrees is the Universe.

Thus through both the liking of the clearer reflections and the disliking of the manifestations in lesser degrees, we are taught of the Divine Attributes, Qualities for which we yearn and we are prepared for our eternal union with them. In this way suffering from separation and transience becomes something to be grateful too, because it prepares and leads us towards our ultimate desire.

As to the scenario in which I could imagine myself stepping away from this understanding or path is if someone or something or some writing etc convinced me that there is a more meaningful way to interpret my existence in congruence with my human qualities.

So far every religion or spiritual tradition I have looked into, I found what the Qur'an claims, that the Qur'an is sent to confirm the messages of all previous revelations in their authentic forms, whether it is the teachings of Cherokee spirituality or the beliefs of a hunter-gatherer tribe in New Zealand or Hinduism or Christianity. I feel I can usually see the authentic message carried in other revelations amidst the human intervention, modification, translation, interpretation and most importantly the deliberate corruption in the hands of power, states and empires, that have accumulated over centuries or millennia. The further back I go in the history of each religion, the closer I find the message to match with that of the Qur'an.

The secular or atheistic or naturalistic views are typically taught systematically in schools and media across the globe, and when questioned rigorously do not stand up to the standards of neither my reason nor other aspects of my humanity nor do they address my need for existential meaning and purpose in life. I cannot wrap my mind around how natural causes can in fact bring to existence their natural consequences. How can water and earth and sun create the beauty and eloquence of a flower, the provision of a fruit who seems to know the inner workings of my body and my needs perfectly? How can the seemingly ignorant and unconscious nature be the creator of itself with all its amazing perfections and mathematical order and artistic designs?

The existentialist movement I was heavily exposed to through literary reading of Sartre, Camus, Nietzsche during secondary school was at complete odds with being at peace with my self and all existence. It taught that existence was meaningless, that we were only living this life to eventually perish and disappear, that we had no purpose and nor did anything else. It was a dark, negative, complaining, depressing, and at times even suicidal point of view which offered no peace, no happiness, no meaning, no guidance. It contradicted my human qualities. It was as if it was saying that a complex computer was merely a stupid purposeless box deserving to be crushed and thrown away. Not only did it not make sense to my logic, but it also made my heart revolt.

My inner world was only lightened from the darkness of existentialism through the messages of revelations which timelessly affirm each other, unlike philosophical movements who use reasoning without accepting any guidance from revelation, who view the reason as a source of the truth not as a confirmer of the truth, and who all tend to contradict each other on very fundamental levels.

How does your religion view nonbelief/nonbelievers?

The central tenant of imaan/faith with certainty in the Qur'anic teaching is the testimony (which inherently requires observation, confirmation and certainty in order to be called a testimony) that "la ilaha illa Allah" "there is no deity but God". Notice this begins with a negative statement "la ilaha" "there is no deity". Prophet Abraham was born to a polytheistic society, in a way similar to the modern global naturalist movement: we are told the stars "make" the particles in our bodies, instead of telling the particles are "cooked up" in the stars by the Creator of the stars and the humans and of the entirety of the universe; we are taught in school that the Sun gives life and energy, instead of being taught that we are given life and energy by The One Absolute Provider who gives life and energy to us "through" the Sun and water etc. As recounted in the Qur'an, Abraham began his path to monotheism by questioning whether the stars, the moon, or the Sun could be his Sustainor. Each time he turned away from them stating "I love not those that set" meaning he doesn't like transience and thus transient beings cannot be his Sustainor. He observed this in the setting of the sun at night or of the moon in the morning, today we observe this in the death or destruction of stars and other celestial bodies. He began by rejecting false "gods" (or false representations of a creator) before he was guided in finding the One Absolute True Source with all its Beautiful Divine Attributes of Perfection. In this sense, rejection and nonbelief are the first steps towards confirming belief, instead of blindly following faith, which has little to no meaning and doesn't offer true guidance in one's life.

Imaan/ faith with certainty is not a static state, it is a state which fluctuates throughout life from one moment to another, depending on our level of conscious awareness and our level of questioning and confirming, the degree to which we take it seriously to investigate and live according to the messages of the universe and revelations. Thus, I may be a believer in one moment of awareness and awakening and a nonbeliever in a moment of ignorance where I exclaim the fire cooked the potato, instead of the Creator of the fire and the potato and me cooked the potato with the fire. Every moment where I choose to uphold the awareness of the unity of the creation and of the Creator, I am being brought closer to my Sustainor, the Source of the Beautiful Qualities I love, and their unveiled expression in Paradise. Every moment when I choose to be ignorant of my truth or when I reject the truth after I have understood it, I walk away from my Sustainor, the Source of the Beautiful Attributes I yearn for, and imprison myself in hell (Hell is defined as the lesser reflection of the Attributes of Perfection, it still -out of the Mercy of our Sustainor- is not an absence of these attributes, for the complete absence of these attributes is nonexistence). The better I polish my mirror to reflect the Beautiful Divine Qualities in my actions, the more prepared I am for the union with the lesser veiled attributes, expressed as a higher degree in Paradise. The more I clog and break my mirror by going against what I am made to love and against my conscience, as in when I choose conflict over peace, destruction and oppression over proactive striving for beauty, health and justice, instead of allowing my seed of the pure baby nature to unfold and flourish, I go against my pure nature and destroy it, becoming less and less compatible with the unveiled reflections of the Beautiful Qualities, described as a lower degree in Hell, since the soul desires its Beloved and suffers from separation from the Beloved. The afterlife is but an organic consequence of my intentions, chosen perspectives, actions and striving in this world. I am building my afterlife right now right here in this world. If I completely destroy my seed, I cannot become a tree. If I water and tend to my seed, I can grow into an ever stronger tree.

What is the most important message or goal of your religion? What is your "golden rule"? 
The goal of the teachings of revelation, as the current-me understands, is to find peace with ourselves, with others and the entire creation in this world and the next. It is to teach the meaning and purpose of my existence which is to uphold conscious awareness of the unity of the creation and of the Creator to attain peace, harmony, to build an intimate relationship with our Sustainor Who brings us anew into existence each new moment, Who is closer to us than our jugular vein (as expressed in the Qur'an), Who is all that we love and desire, by knowing It, by loving It and learning to love all that It creates (even when at first we don't like somethings, as mentioned above, we can learn to love them because of the beautiful messages they carry, because they make the Beautiful God known to me, because they teach me wisdom), by being in a state of constant gratefulness and to learn to act accordingly in ways to reflect the Beautiful Attributes of Love, Mercy, Justice, Wisdom etc.

We are intentionally designed to err and to do wrong, we are given a selfish ego who disregards the unity of creation, and considers itself or a group, as separate from the creation and in its greed, considers its benefits to be against what is beneficial for all of humanity or the universe (such is the case of nationalism or the global capitalistic system). However, the ego can be trained to purification, it is not evil in its creation, its existence. It only leads us to evil if we succumb to it, or as Rumi metaphorizes, if we become donkeys letting our egos ride us. On the other hand, if we turn the ego into a horse and learn to ride it instead, i.e. if we learn how to use the ego correctly, it becomes an important, and in fact a necessary and crucial tool in learning and in our spiritual development, in our positive transformation, in our preparing to an eternal life through this transient life which is composed of mere passing moments. This is a path. If death hasn't found me yet, it is because my path of discoveries and learning and training is not over yet.

I struggle to uphold my constant striving towards beautiful perfection while accepting that I can never be perfect (this is the meaning of the Qur'anic word jihad). It is through recognition and acceptance of my weakness and impotence, through knowing that all I can truly do is to exercise my free will and make choices in my perspectives, thoughts, efforts and actions, that I discover the limitless treasures of Beautiful Qualities and only then can I truly be empowered.

Surely the understanding and subtleties of what is the most important message or goal of revelation is also something that evolves parallel to my efforts in studying, understanding and living according to the revelation.
What is something that followers of your religion are misjudged for, or what is one misconception about your religion?

The problem begins at how to define "followers of my religion". People who self-identify as "Muslim" (capital "M" since it usually denotes a simple ethnic or cultural, familial identity) usually don't even know the first thing about what islam, muslim, deen (meaning path as discussed above or translated as religion) or even God means. Street interviews in majority Muslim societies show people who are completely appalled speechless, like a bunny in front of a headlight or a frozen computer screen, when asked as simple a question as "what can you say about God?" It is the atheists and agnostics who tend to think more about what or who God is and isn't, more so than the people who claim they believe in God without having any idea what they believe in, let alone why they believe it. Perhaps the questioning, struggling, researching atheists and agnostics can be described to be more muslim than the Muslims, because they seek truth (Truth is also a name of God). 

We live at a time when the states and other power positions, who also shape the secular media and education system, have actively and brutally in the bloodiest ways killed almost all Sufi masters and destroyed almost all venues (Sufi homes/centers) where people were trained to discover the esoteric wisdom of revelation. When the colonialist oppression ceased with the gradual withdrawal of the colonialists, the neocolonial local states took over the task of oppression. In most countries where the majority of people self-identify as "Muslim", a form of so-called "Islam" (with the capital "I" this time) has emerged in the last few centuries (mainly out of Saudi Arabia) which actively fights the millennium-old Sufi teachings and the Sufi way of life. Again in most of these countries, during the 20th century, armies and police forces have been deployed to even oppress anyone who has the "audacity" to gather with a few friends to discuss the teachings of revelation as explained by Sufi masters. When Hafez Assad was alive in Syria, such attempts tended to end in the "disappearance" (or "evaporation" as the Syrians called it), of the people involved. In Turkey, the police used to raid homes where a Qur'anic study discussion was taking place and those involved could be imprisoned. Mosques were and still are locked after prayer times, for fear people would gather to discuss matters pertaining to the revelation. Students were hunted by principals and teachers for performing the obligatory ritual prayers (salat) between classes at schools. Education as offered by many states is obligatory; its model, style and content are not open to discussion, alternatives such as homeschooling or even education in a nonofficial language are not allowed, with the threat of parents or attempting educators to be imprisoned.

As a result of these despotic and persistent widespread policies in keeping people ignorant of their own religion, people who identify as Muslim now at times think like a secularist (as taught in the media), at other times like a naturalist (as taught in school), and at other times they blindly follow a version of Islam corrupted by sultans, kings, politicians and tend to be utterly ignorant of the true teachings of the Qur'an in a concoction of confusion, contradiction, disinformation and lies; most people find it easier to deal with this mess by dismissing questioning, researching or pondering, reflection, meditation, even though the prophet Muhammad is reported to have said "an hour of reflection is better than a year spent praying". Through societal engineering, most people also have widely been stripped of their abilities of critical and analytical thinking and meditation, as they have been molded into obedient worker-slaves and consumers supporting the capitalist machine of war, destruction, wasteful abuse of resources and social and economic inequality and injustice.   

There are many misconceptions about the teachings of revelations, and these begin among the Muslim populations themselves, because first of all most Muslims do not take the time and effort to understand how the revelation defines key concepts or the correct methods by which the revelation is to be analyzed and the way of thinking and living that the revelation teaches us. Most people take their blind faith for granted, never questioning and thus confirming their faith and seeking to either survive or, if they find the means, to flourish in power, wealth or fame even if and usually, at the expense of taking active part in and supporting the current global capitalist system.

Before even addressing how the media tends to demonize the followers of Abrahamic religions and especially Muslims in violent portrayals and repeated associations, with its usual brainwashing tactics, I think we need to address the baffling degree of ignorance among societies who identify as Muslims. I think humanity as a whole needs to start taking the teachings of revelation seriously and study and examine them thoroughly and shred them to pieces with detailed questioning in order to understand and grasp their messages before deciding to either confirm or reject them.