Monday, April 14, 2014

This material world is not much more than nothingness

What you call matter the material is not much more than nothingness
What you call this world the real world is but a fleeting moment

Madde maddi dedigin hicten pek fazlasi degil
Bu dunya gercek dunya dedigin de bir an-i seyyalden uzun degil

Sevdim Seni - Ilahi / Hymn - I fell in love with you

Chorus:
I fell in love with you, I fell in love with you, I fell in love O Messenger of God
I fell in love with you, I fell in love with you, I fell in love O Lover of God

I fell in love with you, I fell in love for you are dearest to all souls
I fell in love for it is not just me but all the world is ready to sacrifice for you
Rise to my heart like the Sun, if only for an instant, O light and adorner of hearts
I fell in love for you are the remedy to my yearning heart’s ache

Tongues mention your name together with Allah (God)
I fell in love for my Sustainer is in love with you and you are in love with my Sustainer
Every night the laments of lovers ascend to the highest heavens
I fell in love for your grace to rebels is a supreme edict

Even prophets** call for your support at the Armageddon
I fell in love for rose faced angels admire you
This heart of mine is burning like an incense from your adoration
I fell in love for without you even paradise would pain me with separation
***
** The word “prophets” (nebi) is used as opposed to “messengers” (rasul). All messengers are prophets but not vice versa. Messengers (Abraham, Moses, Jesus, Mohammad..) are chosen among prophets (Adam, Jacob, Mother Mary...). God makes no distinction between any of Its messengers (Qur’an, 2:285.)**
***
Please comment on quality of translation/accurateness of English (if you're a native/native-like speaker). Thanks!
Turkish to English translation - Turkce Ingilizce ceviri tercume
https://www.youtube.com/watch?v=sVrFnwE7KrI
***
Nakarat:
Sevdim seni sevdim seni sevdim yâ Rasulallah
Sevdim seni sevdim seni sevdim yâ Habibullah

Sevdim seni hep canlara cansın diye sevdim
Bir ben değil alem sana kurban diye sevdim
Doğ kalbime bir lahzâcık ey nuru dilârâ
Sevdalı gönül derdime derman diye sevdim

Allah ile birlikte anar ismini diller
Rabbim sana sen Rabbime aşık diye sevdim
Ta arşa çıkar her gece aşıkların âhı
Asilere lutfun yüce ferman diye sevdim

Mahşerde nebiler bile senden meded ister
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim
Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim
Sensiz bana cennet bile hicran diye sevdim

Koptu Kervan- can dedigin bir kustur - the soul is but a bird

can dediğin bir kuştur
hayat bulup uçmuştur
ömür denilen yolda
kendisini bulmuştur

rüzgar olmuş esmiştir
bulut olup gezmiştir
dağlarda sis yağmurda
halden hale girmiştir

bir hayal peşindeyiz her an
tatlı bir rüyadayız her an

haydi sen de gel bak şu gizlere
neşe doluyor bunu bulan

https://www.youtube.com/watch?v=nuK0xx0u6dI&feature=related

Please comment on quality of translation/accurateness of English (if you're a native/native-like speaker). Thanks!
Turkish to English translation - Turkce Ingilizce ceviri tercume

the soul is but a bird
animated flies
in the path called a life time
finds itself

becomes the wind and blows
becomes the cloud and wanders
on mountains in the foggy rain
moves between different states of being

we are after a daydream every moment
in a sweet dream we are every moment

come on you too come and take a look at these secrets
whoever finds these finds joy

Sunday, April 13, 2014

In every dark and cold well is a door opening to a palace

Every night is pregnant with the morning
every seed with plants
every egg with animals
every winter with springevery death with life
every fire with light
every chaos with order
every injustice with eternal justice
every erring with learning
every ignorance with enlightenment
every temptation with repentance
every sin with forgiveness

In every dark and cold well
is a door opening to a palace
In that palace you will find the keys
to the doors of the Gardens of Eden

---thank you to the movie of Bab'aziz for the inspiration of the title.

---“A new spring after the falling of the leaves is proof of the Resurrection.”—Rumi, Mathnawi

Sunday, April 6, 2014

Matter and Meaning(Spirit): Two Sides of a Coin

If the material universe is the hardware of the computer of existence, the spiritual universe (angels and souls) is its software.

for more details on angels, 29th Word by Nursi:
http://www.nur.gen.tr/en.html#leftmenu=Risale&maincontent=Risale&islem=read&BolumId=8546&KitapId=456&KitapAd=The+Words

http://pan-cck.blogspot.com/2013/07/angels.html

Madde ve Mana (Ruh): Ayni jetonun iki yuzu

Eger maddi evren varlik bilgisayarinin donanimi ise, manevi evren (melekler ve ruhlar) bu varligin yazilimidir.

Melekler hakkinda daha fazla aciklama icin, Nursi'nin 29.Sozu:
http://www.erisale.com/#content.tr.1.678

Saturday, April 5, 2014

"Cehenneme varmayacak kimse yoktur" ne demektir? Meallere dikkat

19:71 (Turkish) Sizden ona girmeyecek/varmayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldigi bir karardir.
(Wain minkum illa wariduha kana AAala rabbika hatman maqdiyyan
19:71 (Asad) And every one of you will come within sight of it: [55] this is, with thy Sustainer, a decree that must be fulfilled.) 
Note 55 (Quran Ref: 19:71 )
Lit., "none of you but will reach it". According to some of the classical authorities, the pronoun "you" relates to the sinners spoken of in the preceding passages, and particularly to those who refuse to believe in resurrection; the majority of the commentators, however, are of the opinion that all human beings, sinners and righteous alike, are comprised within this address in the sense that all "will come within sight of it": hence my rendering.(Quran Ref: 19:71 )
Yani, 
(19:71: "Ve o, icinizden her birinizin gorus alanina girecektir: bu Rabbinin indinde gerceklesmesi kesin/sart bir karardir.")
(Not 55) Literal ceviride "icinizden oraya varmayacak kimse yoktur." Bazi klasik otoritelere gore "sizin icinizden" derken kastedilen onceki ayetlerde bahsedilen (19:69) "azginlik gosterenler"dir, ve ozellikle de dirilise iman etmeyi reddedenlerdir (19:66); ancak, mufessirlerin cogu, "icinde yanilan yer"in (cehennem) (19:70) butun insanlarin, hem gunahkar hem de muttakilerin, "gorus alanina" girecegi fikrini paylasirlar. Cevirimdeki "gorus alanina girecektir" ifadesi bu yorumlara dayanir. (Asad Not 55 yaklasik Turkce anlami)

Bir onceki mesajimin kisa ve uzun versiyonlarinda (http://pan-cck.blogs...r-ne-demek.html) degindigim, Kur'an'i okurken goz onunde bulundurmak gereken ilkelere eklenmesi gereken onemli biri de Kur'an'in tarihi ve baglamsal bir belge degil, her zamanda ve her kisiye bir hidayet kaynagi olusudur. ( 2:2 (Turkish) Bu, kendisinde süphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptir.) Bu nedenle her bir ayet okundugunda, su anda bu ayet bana ne vahyediyor diye sormalidir. Zira ayetler yalnizca Muhammad asm'a degil Kur'an'i hidayet niyetiyle okuyan herkese vahyolunmustur. (Burdaki "vahyolunmustur" ifadesinin Kur'an'daki anlami icin Nahl suresi 16:68-16:69 ve linkteki ilgili aciklamaya havale ediyorum http://pan-cck.blogspot.com/2014/04/kuran-ayetlerinin-sonsuz-anlam.html) Ayet, mesaj, isaret demektir. Kur'an'in dilinde, hem Kur'an'in misralari, hem de kendimizin de dahil oldugu evren, Allah'in ayetleri yani isaretleri olarak nitelendirilmektedir. Demek hepsinden ogrenilecek dersler vardir. 

Bu ayeti okurken, kendime, 'su anda bana ne mesaj tasiyorsun' diye sordugumda Allah aklima getiriyor ki, evet en gunahkar insan da, en muttaki insan da, nefis (yani, insanin icindeki hayvani ve seytani egilimler, ego, cherokee'lerin ifadesiyle insanin icindeki savasan iki kurttan nefret, kiskanclik, hirs gibi egilimleri olan kotu olani) sahibidir. Hayvani egilimlerin faydasi, bize nasil ayetlik yaptigi bellidir, en basitinden acligimiz, susuzlugumuz vs bize bedensel ihtiyaclarimizi hatirlatir, hayatta kalmak icin ustumuze duseni yapmaya davet eder, ancak kalp, akil ve ruhun iradesinden cikip nefis basi bozuk birakilirsa asiri yemek gibi zarar verir. Seytani egilimleri olan nefis ise, insani insan yapan ve dogru kullanilirsa insani meleklerden yani evrendeki diger varliklardan ustun kilacak ozelliktir. Bunun icin bkz. Bakara suresi 2:30-39. Insan hataya egilim gosterir ve sonra bu hatadan ya isledikten sonra ya da islemeden evvel doner ve boylece Rabbinin Tevvab, tevbeleri (gunahtan, kotulukten donmek) kabul eden, ismiyle tanisir. Melekler (evrendeki maddi her seyin manevi yonu, insanin maddi bedeninin ruhu gibi), hayvanlar gunah nedir bilmedikleri icin bu ismi taniyamazlar. Seytan ise hatasindan donmez. Insan bir nevi icinde hem melek hem seytani barindirir, boylece melekler gibi Yaraticisini tesbih ettiginde (Allah'in noksanlardan uzak oldugunu ifade etmek) seytandan gelen dusuncelerin neden yanlis oldugunu bilip anlayip bundan donerek tesbih edebildiginden, imani meleklerinkinden daha ustun olabilir. Ibrahim asm'in kissasi buna guzel bir ornektir. bkz. 6:74-79 (6:76 (Turkish) Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yildiz görmüs ve demisti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yildiz) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demisti.) Nefis maddi olarak buyuk ve yuce seylere deger verir: piramitler, dikili taslar, Nemrut'un gokte bir Yaratici'nin olmadigini ispatlamak icin yaptirdigi kule, gokdelenler, vs. Yildizlar da nefsin iradesindeki akil icin, urkutucu atesleri, akil almaz buyuklukleri ve yeryuzunden yukseklikleriyle maddeten guclu gorunurler. Halbuki ufacik bir insanin aklina dahi sahip degildirler. Ustelik her sey gibi onlar da ölümlüdurler. Ote yandan, kalbin iradesindeki akil, ölümlü yani fani, gecici bir seyin, en ufak bir partikulun dahi Yaraticisi olamayacagini bilir. Kalbin iradesinde dahi olsa, akil nefse urettirilen fikirlere de hakim oldugundan, imani daha keskin daha kesin olma potansiyeli tasir. Yani suphe ve sorgulama nefse urettirilen fikirlerden gelir, ancak bu supheler cevaplandiginda kalp ve hatta nefis dahi (nafsul mutmainnah: 89:27 (Turkish) Ey mutmain (tatmin bulmus) nefis,), imana daha cok ikna olur. 

Nefsin onemine boylece kisaca degindikten sonra, cennet ve cehennem ayetlerinin literal anlasilamayacagini da vurgulamali. Zira, (32:17 (Turkish) Artik hiç bir nefis, yaptiklarina karsilik olmak üzere kendileri için gözler aydinligi olarak nelerin (sayisiz nimetlerin) saklandigini bilmez.) ve bu ayeti aciklayan hadis ise: "God says: ‘I have readied for My righteous servants what no eye has ever seen, and no ear has ever heard, and no heart of man has ever conceived" ’ (Bukhari and Muslim, on the authority of Abu Hurayrah; also Tirmidhi)(cf. Fath al-Bari VIII, 418 f.)(yaklasik cevirim: "Allah der ki: "Salih kullarim icin hic bir gozun gormedigi, ve hic bir kulagin duymadigi, ve hic bir insan kalbinin tasavvur etmedigini hazirladim" ") Yani, esasen insanin ahiret hayatini hayal etmesi imkansizdir. Bu, anne karnindaki fetusun dunya hayatini hayal etmeye calismasindan farksizdir. Bir cok ayet, ahiret hayatinin bu dunyayi bazi yonlerinden hatirlatacak olsa da, tamamen yeni bir "insa" olacagini soyler (ornegin, 2:25 Kendilerine rizik olarak bu ürünlerden/meyvelerden her yedirildiginde: "Bu daha önce de riziklandigimizdir" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmustur. 56:35 (Turkish) Gerçek su ki, Biz onlari yeni bir insa (yaratma) ile insa edip-yarattik.) Konudan biraz sapacak olursak, benim tamamen atmasyon teorime gore ahirette zaman mefhumu degiseceginden, bu dunyadaki 2 boyutlu dairesel zamanin 3 boyutlu mekana eklenip ahiretin 5 boyutlu bir evren olmasi mumkundur. Nasil ki Carl Sagan'in Flatland (Duz memleket) ornegindeki 2 boyutlu farazi bir canli 2 boyutlu resmini gordugu meyveyi 3 boyutlu halde gorse tanir ama hayretler icine duser, https://www.youtube.com/watch?v=UnURElCzGc0 kim bilir, biz de ahirette belki 3 boyutlu meyvelerin 5 boyutlu hallerini gorup, hem taniyip, hem hayret icine dusecegiz, zira daha yuksek boyutlarin neye benzedigini tasavvur etmemiz bu dunyada imkansizdir. Ancak yuksek boyutlu objelerin 3 boyutlu golgelerinin neye benzeyebileceklerini bilebiliriz ve bazi cizimlere bakilirsa boyut arttikca objelerin guzelligi ve dikkat cekiciligi de artiyor, adeta Allah'in Cemal (Sonsuz guzellik kaynagi) ismini daha acik secik, daha ince bir perde arkasindan goruyoruz.  

Sapaktan cikip 19:71 ayetine donecek olursam, cehennem sadece öldükten sonra var degildir. Zira cehennem icin yapilan tasvirlerden biri de "zakkum agaci"dir, "agac" benzetmesi bu dunyanin ahiretin cekirdegi olduguna isaret eder. Ayni sekilde cennet icin de "tuba agaci" misali verilir.(36:54 (Turkish) Iste bugün hiç kimseye (hiç) bir seyle zulmedilmez ve siz de yaptiklarinizdan baskasiyla karsilik görmezsiniz.) Bu dunyada yaptiklarimiz topraga cekirdek ekmek gibi ve neyin cekirdegini ekersek onun agacini ahirette bicecegiz. Peki bu yaptiklarimizin karsiligini bu dunyada gormeye baslamiyor muyuz? Adalet ahirette tamamlanacak olsa da bu dunyada da vicdan azabi ve ruh sikintisi formlarinda cehennemin numunesini, ic huzuru formunda cennetin numunesini tadiyoruz. En muttaki en evliya hatta peygamber olan kisi dahi, nefis sahibidir ve nefsine uydugu ya da uymayi hayal ettigi takdirde cekecegi vicdani ve ruhi sikinti, cehennemin onun "gorus alanina" getirilmesidir. Ornegin, yaratilisi, evreni, kendimi, amaci olmayan varliklar gibi farzedip hayal etsem, bunun duygularima ve ruhuma verecegi eziyeti hayalen ve faraziyen dahi hissetmeye baslarim. Cekecegim bu eziyet, cehennem atesinin bir nevi dumanini solumamdir. Halbuki, Rabbimin ne kadar comert ve merhametli oldugunu ve her zaman benim icin en hayirli iyi olani yarattigini hayal etsem bunun icime doldurdugu huzur, cennet bahcesinin bir nevi kokusunu duymamdir. 

41:30 (Turkish) Süphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tir" deyip sonra dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onlarin üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayin ve hüzne kapilmayin, size vadolunan cennetle sevinin."
41:30    behold,   those who say, “Our Sustainer is God,” and then steadfastly pursue the right way - upon them do angels often descend, [say­ing:] “Fear not and grieve not, but receive the glad tiding of that paradise which has been promised to you!

"Allah, diledigini saptirir" ne demek? Mealden Kur'an okurken dikkat

16:93 (Turkish) Eger Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kilardi; ancak diledigini saptirir, diledigini hidayete erdirir. Yaptiklarinizdan muhakkak sorumlu tutulacaksiniz.
Qur'an 16:93 (Asad) For, had God so willed, He could surely have made you all one single community; [116] however, He lets go astray him that wills [to go astray], and guides aright him that wills [to be guided]; [117] and you will surely be called to account for all that you ever did! [118] -

14:4 (Turkish) Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden baskasiyla göndermedik ki, onlara apaçik anlatsin. Böylece Allah, diledigini sasirtip saptirir, diledigini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandir, hüküm ve hikmet sahibidir. 
Qur'an 14:4 (Asad) And never have We sent forth any apostle otherwise than [with a message] in his own people's tongue, so that he might make [the truth] clear unto them; [3] but God lets go astray him that wills [to go astray], and guides him that wills [to be guided] -for He alone is almighty, truly wise. [4] -

Ozet-Uzun sozun kisasi:

(14:4) (16:93) ve baska bir cok ayetlerin yanlis anlasilmasinin iki sebebi var: birincisi, okunan meallerin Kur'an'in kendisi sanilmasi, ikincisi ise her bir ayetin sonsuz anlam katmanlari oldugunun ihmal edilmesi.

Ayetteki "man yashaa' " ifadesi Arapca dilbilgisine gore hem "diledigini" hem de "dileyeni" anlamina gelir. Yani, ayni ayetten hem "Allah dileyeni sasirtip saptirir, dileyeni hidayete erdirir.", hem de "Allah diledigini sasirtip saptirir, diledigini hidayete erdirir." anlami anlasilabilmektedir.

Her bir ayetin sonsuz anlam katmanlarinin oldugu goz onunde bulundurularak bu iki anlam birlikte incelendiginde, asagida Asad ve Zemahseri'nin de yorumlarinda gorulebildigi gibi, anlamlarin sinerjisinden baska baska anlamlar cikacaktir. Zira, Nursi'nin Sozler kitabindaki "Kader risalesi" olarak bilinen 26. soz bolumu http://www.erisale.com/#content.tr.1.623 calisilirsa, veya bu videolardan Kadere Iman belgeseli http://www.seyrangah.tv/category/kadere-iman izlenirse Allah'in dileyeni saptirmayi ya da hidayete erdirmeyi dilemesi prensibinin, kader meselesinin idrak edilmesindeki onemi Alim olan Allah'in izniyle daha net anlasilacaktir. Zamanin Yaraticisi Allah, ezeli, yani zaman yaratilmadan once, zamanin otesinde var olan, zamanin tumunu kusatan ilmiyle, kimin iman etmeyi tercih edip kimin etmeyecegini bilir ve ona gore onlari adaletle saptirir ya da hidayete erdirir. Kaderimizde yazili olan seyler de aynen boyle, bizim ozgur irademizle yapacagimiz tercihleri onceden bilip ona gore sonuclar yaratan Rabbimizin yeryuzu tiyatrosudur. Ancak, biz yazilan tiyatroyu oynamiyoruz, bilakis bizim oynayacagimiz tiyatro evvelden malum olunup yazilmis, simdi ise an-i seyyalde (akip duran zaman nehrinin uzerindeki bi su kopukcugu misali, simdiki kisacik anda) yaratiliyor.

Uzun soz icin:

(14:4) (16:93) ve baska bir cok ayetlerin yanlis anlasilmasinin iki sebebi var: birincisi, okunan meallerin Kur'an'in kendisi sanilmasi, ikincisi ise her bir ayetin sonsuz anlam katmanlari oldugunun ihmal edilmesi.

Evvela birincisine deginelim: Birden fazla dil bilen herkes bilir ki, herhangi bir dilden baskasina, beser kelami bir kitap dahi olsa, cevirilen metin orijinalini yansitmada, tercumanin orijinalinden anlayip da ceviri dilinde ifade edebildikleriyle sinirlidir. Yani tercuman orijinalini yanlis ya da eksik anladiysa, bu, ceviride bir sinirdir. Tercuman dogru anlasa dahi diger dilde kendini ifade edebilme yetisiyle yine sinirlidir, ve dahi cevirilen diller arasinda kelime dagarcigi pek farkli ve cevirilen dilin dagarcigi daha sinirliysa bu da yine kendi icinde bir sinirdir.

Fransizca gibi hem grameri komplex olan, hem de Latince sagolsun kelime dagarcigi pek genis olan bir dil dahi, Arapca ile gramer komplexliginde ya da kelime dagarciginin genisligi ve detayliliginda ve belagat denilen edebi zenginlik yonunde yarisamaz. Kim bilir, Kur'an dilinin Arapca olmasi hikmetlerinden belki biri de budur.

Ana dili Arapca olan kimseler (Araplar) dahi, Kur'an'in zengin kelime dagarcigi ve derin belagati karsisinda acizlesmekte, sozluk ve tefsirlere basvurmak ihtiyaci hissetmektedirler. Bunda Kur'an Arapcasinin 14 asirlik olmasinin etkisi de vardir, gerci Arapca, dil yapisi sesli harflerden ziyade sessiz harfler uzerine kurulmus olmasi nedeniyle, tarih boyunca cok az degismis olmasiyla da diger dillerden ayrilir. Ancak, Araplarin dahi tefsirlere ihtiyac duymalarinin esas sebebi yukarida degindigim ayetlerin sonsuz anlam katmanlarinin olmasiyla iliskilidir.

Bir cok Kur'an ayetinde Kur'an ayetlerinin "mubiin" (apacik, kolay anlasilir, vs) oldugu ifade edilir. Maalesef gordum ki bir cok kisi de bunun tefsirlere ihtiyacimiz olmadigi anlamina geldigini sanirlar. Halbuki Kur'an ayetlerinin her biri birer okyanustur. Kahve fincaniyla gelen okyanus kiyisina, kahve fincani kadar su damlalari alir, bundan lezzet ve memnuniyet duyar. Okyanus kiyisina tankerle gelen de, tanker kadar su damlalari feyz alir okyanustan. Yani, Kur'an'i okuyan en cahil insan dahi, Kur'an'i okudugunda ruhu bundan bir nebze olsun lezzet alir ve akli bir nebze olsun bazi manalari anlar. Ancak anlasilan bu manalarin yanlis olma ihtimali oldugu gibi, ilmiyle amel eden bir alimin anlayacagi manalardan da pek azdir.

Nasil ki imanin dereceleri vardir, ilmal yakin aynal yakin (bilir gibi, gorur gibi); oyle de Kur'an'i anlamanin, fakihligin de pek cok dereceleri vardir. Ben Kur'an'i hasa bir Muhammad asm'in bir Imam Ali ra'in anladigi gibi anladigimi asla ve kat'a iddia edemem, etsem pek ukala ve cahil bir yalanci olurum. Bu nedenle, Arapca bilen ya da bilmeyen her mu'min kadin ve erkek uzerine Kur'an'i aciklayan her turlu meal, serh ve tefsiri elimizden gelince calisip Kur'an'i daha iyi anlamaya calismak, hatta Arapcamizi ilerletmek bir gorevdir. Kur'an'i okurken anlamadigimiz ayetler oldugunda, "ben ne cahilim ve anlayisim ne kadar kisitlidir" deyip de bilumum tefsirlerden vs anlamlarini ogrenmek yerine "ben en iyisini bilirim ve (hasa) bu ayetler sacmadir" demek cehaletin insani kufre nasil goturebildiginin en acik ve pek uzucu bir ornegidir. Ve dahi bu nedenle denilmistir ki:
"Gözün siyahı ile beyazı birbirine ne kadar yakınsa, cehalet de küfre o kadar yakındır."

Arapca bilmeyip de Ingilizce bilenler icin, Arapca ogrenene degin, Leopold Weiss Muhammad Asad'in tercumesini tavsiye ederim. Onun tercumesinin de notlariyla beraber iyice calisilmasini tavsiye ederim. Kendisi bir haham sulalesinden gelmekte olup Ibranice ve Aramice ve dolayisiyla eski Arapcanin kokenlerini cok iyi derecede bilmektedir. (Her ucu de Sami dil grubundan olan ve birbirlerine Fransizca, Ispanyolca ve Italyanca kadar ya da Turkce ve Azerice kadar yakin diller.) Ingilizce ceviriler icinde benim ve bircoklarinin en takdirini kazanmis bu ceviriye Asad musluman olduktan sonra 17 yilini adamistir. Taberi, Razi gibi klasik tefsirleri cok detayli calistigi ayetlere dustugu notlardaki aciklamalardan bellidir.

Gerci onun notlarini calisirken bazen not delhizine dustugumu sanarim. Birbirine referansli notlari takip ederken bir not icin 5-10 farkli ayetten not okudugum olmustur; bunlarin kontekstlerini birbirlerine baglamaya calisirken Inception'in 4-5 katli ruya icinde ruyalarindan birine girmis gibi kaybolurum. Asad'in cevirisi bu linkten okunabilir: islamicity.com/quransearch/

Hem Arapca hem Ingilizce bilmeyenler icin ise maalesef onerebilecegim bir Turkce ceviriye henuz rastlamadim, Turkce cevirileri de pek bilmiyorum. Bildigim kadariyla cevirilere Cumhuriyet doneminde baslandi. Tevhid-i tedrisattan sonra, imam hatip liselerinde ve ilahiyatlarda dahi Arapca ogreten bircoklarinin (dikkatinizi cekerim, ogrencilerden degil hocalardan bahsediyorum) "nasilsin iyi misin"den ote Arapca bir sohbetten aciz olduklarini dusunecek olursak, onlardan Arapca ogrenip de sonra Kur'an'i cevirmeye kalkanlarin cevirdikleri Kur'an nice olur, artik siz dusunun. Ornegin, maalesef Turkce cevirilerde Arapca deyimlerin kelime kelime cevrilmis olmasi gibi hem gulunc hem acikli durumlara pek sik rastlanmaktadir. Turkce deyim ve atasozlerini baska bir dile cevirirseniz ne kadar sacma ve komik oluyorsa, bu her dil icin gecerlidir. Gercekten Asad'in Ingilizce cevirisi gibi kaliteli bir ceviri bilen varsa lutfen beni de haberdar etsin.

Tefsirlere gelince, kanimca 20-21. yuzyillarin en degerli tefsiri Said Nursi'nin Risale-i Nur Kulliyati adi altinda yazmis oldugu kitaplardir. Turkce ve Arapca ceviri ve orijinal versiyonlari ile Ingilizce (ve Fransizca, Urdu, Ispanyolca gibi bir cok baska dil) cevirileri mevcuttur. Medyanin beyinlere sokmak istediginin aksine, Nursi'nin kitaplarini okumak icin gidip Fethullahci ya da Nurcu diye bilinen bir cok cemaatten birine kaydolmak veya dahil olmak zorunlulugu yoktur. Tek yapilmasi gereken iste bu blogu okudugunuz gibi http://www.erisale.com/ (Osmanlicasi/Arapcasi/Farscasi zayif olanlar icin interaktif sozluklu bir site) ya da nur.gen.tr gibi sayfalarindan birine gidip Kur'an'i daha iyi anlamak niyetiyle okumaktan ibarettir. Naturalizm (dogacilik), materyalizm (maddecilik) ve consumerism (tuketicilik) virusleri ile hastalanmis modern nefis, akil, kalp ve ruhlarimiza en ikna edici, en hitap edici tefsir kanimca cagin muceddidi Nursi'nin kitaplaridir. Tavsanin suyunun suyu misali, Kur'an'in mantigini ogreten Risale-i Nur'larin mantigindan esinlenerek hazirlanmis ve iman esaslarini ikna edici sekilde aciklayan, benim de internetten yeni rastgeldigim su videolari da ayrica tavsiye ederim:
http://www.seyrangah.tv/tum-kategoriler

Bu uzun girizgahtan sonra yukarida ozellikle ornegini verdigim ayetlerin siklikla neden yanlis anlasildigi ve nasil anlasilabilecegine gelelim. Bunun icin 14:4 ayetinin mealine Asad'in dustugu Ingilizce notu burada Turkce'ye cevirmeye calisacagim:
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (14:4)
14:4 (Turkish) Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden baskasiyla göndermedik ki, onlara apaçik anlatsin. Böylece Allah, diledigini sasirtip saptirir, diledigini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Not 4 (Quran Ref: 14:4 )
Ya da "Allah dileyeni sasirtip saptirir, dileyeni hidayete erdirir." Allah'in "diledigini saptirmasi" ile ilgili Kur'an'da gecen tum ifadeler 2:26-27 ayetlerinin isigi altinda anlasilmalidir - "Ancak O, fasiklardan baskasini saptirmaz. Ki (bunlar) Allah'in ahdini, onu kesin olarak onayladiktan sonra bozarlar" ("Allah'in ahdini bozma" ifadesi icin 2. sure, 19. nota bakiniz): yani, insanin "sapmasi" kendi tavir ve meyillerinin bir sonucudur, yoksa rastgele bir (halk arasinda kullanildigi anlamiyla) "kader kismet" sonucu degildir. (bkz sure 2, not 7). Bu ayetin tefsirinde Zemahseri insanin ozgur secme iradesi yonunu vurgular ve "Allah'in hic bir zaman iman etmeyecegini bildiklerinden baskasini saptirmayacagini ve iman edecegini bildiklerinden baskasina da hidayet vermeyecegini [belirtir]. Boylece "saptirma" [ifadesi Allah'in kisiyi] yalniz birakmasi (tahliye) ve onu lutfundan mahrum etmesi, "hidayet" [ifadesi] ise [O'nun] tevfik (Allah'in kuluna yardim edip yol gostermesi) ve lutfuna mazhar olmak anlamina gelir.... Boylece, O vazgecilmeyi hakedenden baskasindan vazgecmez ve lutfuna mazhar olmayi hakedenden baskasini da lutfuna mazhar etmez." 16:93 ayetinde de gecen ayni ifadeyle ilgili Zemahseri su yorumda bulunur: "[Allah, bilincli olarak] hakikati yalanlamayi secip, bu [kufurde] israrci olacaklarini bildikleri kisilerden vazgecer; ve... imani sececeklerini bildiklerini de lutfuna mazhar kilar: boylece Allah meseleyi insanin ozgur secimine, ihtiyarina ve [Allah'in] yardimlarini lutfetmesi ya da geri cekmesine layik olmasina bagli kilar.... mecburiyete [yani kismete] bagli kilmaz, ki bu [insanin] yukarida bahsedilenleri hak etmesini engellerdi." (Not 4, Asad'dan ceviri)

Burada dikkat ceken bir nokta da ayetteki "man yashaa' " ifadesinin Arapca dilbilgisine gore hem "diledigini" hem de "dileyeni" anlamina gelebilmesidir. Yani, ayni ayetten hem "Allah dileyeni sasirtip saptirir, dileyeni hidayete erdirir.", hem de "Allah diledigini sasirtip saptirir, diledigini hidayete erdirir." anlami anlasilabilmektedir. Bu son nokta ise, en yukarida bahsettigim her bir ayetin sonsuz anlam katmanlari olmasi ile ilintilidir. Zira, bu iki anlamin birinden birini secip ayetin anlamini daraltmak yerine her iki anlam birlikte incelendiginde, yukarida Asad ve Zemahseri'nin de yorumlarinda gorulebildigi gibi, anlamlarin sinerjisinden baska baska anlamlar cikacaktir. Zira, Nursi'nin Sozler kitabindaki "Kader risalesi" olarak bilinen 26. soz bolumu  http://www.erisale.com/#content.tr.1.623 calisilirsa, veya yukarida tavsanin suyunun suyu addettigim videolardan Kadere Iman belgeseli http://www.seyrangah.tv/category/kadere-iman izlenirse Allah'in dileyeni saptirmayi ya da hidayete erdirmeyi dilemesi prensibinin, kader meselesinin idrak edilmesindeki onemi Alim olan Allah'in izniyle daha net anlasilacaktir. Zamanin Yaraticisi Allah, ezeli, yani zaman yaratilmadan once, zamanin otesinde var olan, zamanin tumunu kusatan ilmiyle, kimin iman etmeyi tercih edip kimin etmeyecegini bilir ve ona gore onlari adaletle saptirir ya da hidayete erdirir. Kaderimizde yazili olan seyler de aynen boyle, bizim ozgur irademizle yapacagimiz tercihleri onceden bilip ona gore sonuclar yaratan Rabbimizin yeryuzu tiyatrosudur. Ancak, biz yazilan tiyatroyu oynamiyoruz, bilakis bizim oynayacagimiz tiyatro evvelden malum olunup yazilmis, simdi ise an-i seyyalde (akip duran zaman nehrinin uzerindeki bi su kopukcugu misali, simdiki kisacik anda) yaratiliyor.

bu meseleyle ilgili daha detayli aciklama icin bu linke de bakabilirsiniz:
http://pan-cck.blogspot.com/2014/04/kuran-ayetlerinin-sonsuz-anlam.html